BBM Magazine 80 - September 2024
BBM • SEPTEMBER - EYLÜL 2024 43 in recent years. Since regenerative agriculture might be a bit difficult to understand, we refer to it as restorative agriculture in our country. Some places also call it conservation agriculture. The term “restorative agriculture” implies that we are repair- ing something. Clearly, something has been damaged, which is why we need to restore it. The soil is exhausted from con- tinuous exposure to heavy chemicals, fertilizers, and pesticides, often due to unconscious use, resulting in the death of the living organisms within it. There are many bacteria, earthworms, and other life forms in the soil. Soil is actually alive. While we often admire the produce above the soil—like beautiful tomatoes and peppers—we seldom ask the soil, “What are you doing? Are you alive?” In reality, soil is alive, and preserving its vitality is cru- cial. Healthy soil leads to healthy product, and healthy product ensures that those who consume it are healthy. Therefore, we must start with health from this point. When we talk about regenerative agriculture, there are five key parameters. The first is reduced tillage, meaning that the most valuable top layer of the soil remains undisturbed, with planting done without turning over this layer extensive- ly. The second is integrating livestock into pro- duction, utilizing animal manure as fertilizer. Third, it involves maintaining crop and seed diversity, supporting water cycles, and valuing biodiversity—essentially moving towards natural farming with techniques that restore soil health. When using fertil- izers or pesticides, the principle is to use only what is necessary at first. Addition- ally, this method promotes natural pest control by encouraging beneficial insects to coexist with harmful ones, allowing natu- ral predation to control pests. We also address weeds by cutting them and leaving them on the soil surface rather than using herbicides. This prevents new weed growth by blocking sunlight and enriches the soil as the weeds decompose. Essentially, we’re discussing a production method that improves water cycles and increases biodiversity through highly natural practices. If we start implementing this today, will the soil recover by tomorrow? No, it’s a process that takes time, much like how it takes time for antibiotics to clear out of our bodies. However, when we commit to this approach, the soil will eventually re- cover, productivity will increase, and healthier crops will be pro- duced. The domino effect of this on society would be immense- ly beneficial. That’s why I find regenerative agriculture crucial not only for the future of flavors but also for preserving original tastes and ensuring that societies maintain self-sufficiency and biodiversity. Mine Ataman: Listening to you, it seems as if there is an engineering aspect to nature. Regenerative agriculture has relearned that engineering and is now using it to regenerates nature. It appears to be regenerated with its own internal engi- neering. cekler ile faydalı böcekleri aynı ortamda bir araya getirerek böceği böceğe kırdırarak zararlıları ortadan kaldırarak bir doğal seleksiyonun yapılması. Yine toprağın üstündeki ya- bani otların ilaçlarla yok edilmeden kesilerek tekrar toprağın üzerine yatırılması, altından güneş almadığı için orada tekrar yabani ot çıkmaması, üstündeki o yabani otların da toprağın içine karışarak tekrar toprağa zenginleştirilmesi tarifi. Yani su döngüsünü iyileştiren, biyoçeşitliliği arttıran son derece doğal bir üretim yönteminden bahsediyoruz. Bugün bunu yapmaya başlasak, yarın toprak kendine gelir mi? Hayır, zaman alacak bir şey. Vücudumuzdan antibiyotiğin temizlenmesi gibi. Dolayısıyla biz bunu yaptığımızda toprak kendine gelecek, verimlilik artacak, canlılar daha sağlıklı ürün- lere kavuşacak. Toplumlar açısından bunun domino etkisi son derece faydalı olur. Dolayısıyla ben onarıcı tarımı geleceğin tatları açısından da çok kıymetli buluyorum. Orijinal tatlara ula- şılması ve toplumların kendi kendine yeterliliği, biyoçeşitliliği kaybetmemeleri adına da son derece önemli. Mine Ataman: Aslında sizi dinlerken sanki hani doğada bir mühendislik varmış. Onarıcı tarım yeniden o mühen- disliği öğrenmiş ve şimdi o mühendislikle doğayı onarıyor. Yani kendi içindeki o mühendislikle onarılmış gibi gözüküyor. Ayşe Ayşin Işıkgece: Tarım dediğimiz şey üstü açık bir fabrika. Yani kapalı bir ortamda deterjan üretmeye benzemiyor. Dolayısıyla her türlü riske açık. Dolu, yağmur, rüzgar, her türlü tahmininizin ötesine geçebile- cek ve sizin durduramadığınız çok kuvvetli doğa olaylarına gebe bir ortamda üretim ya- pıyorsunuz. Dolayısıyla bugün bu kadar nohut ektim, yarın o kadar nohut olur mu? Büyük bir soru işareti. Belki fazlası olur. Belki çok daha azı olur. Konu açılmışken fikrimi söyleyeceğim. Ben 56 yaşında- yım. Bizim çocukluğumuzdaki zamanlarla- hani kendi kendi- mize yeten bir ülkeydik falan diye konuşuyorduk ya- şimdi- lerde o günlerle bugün arasında dünya kadar fark var. Yani derenin altından çok sular geçmiş. Bizim zamanımızda ithalat, ihracat bu kadar fazla değildi. Nüfus bu kadar fazla yoktu. Üretiyorduk, kendi içimizde tüketiyorduk. Turizm bu kadar var mıydı? Biz bir yerlere bu kadar çok gidiyor muyduk? Bu kadar geliyorlar mıydı Türkiye’ye? Göçler bu kadar var mıydı? Dola- yısıyla nüfus artışı, göçler, turizm, aynı zamanda ithalat, ihracat. Bütün bunlar ülkelerin üretim kapasitelerini etkileyen şeyler. Biz tarım topraklarının büyüklüğü açısından 31. ülkeyiz. Çok büyük bir ülke değiliz. Dolayısıyla tekstilde ihracat yapacağım ama pamuğumu %100 kendim üreteceğim. Ben ayçiçeğinde %100 kendi kendime yeterli olacağım. Ben nohudumda, buğ- dayımda yeterli olacağım. Her şeyimde yeterli olacağım. Dört dörtlük olacak. Turizm de çok iyi olacak. İhracat da çok iyi ola- cak demek matematiğe aykırı bir şey. Bir de şöyle bir şey var. Bir toprakta analiz sonuçlarına göre en iyi pamuk yetişiyorsa, siz o toprakta başka bir şey yetişti- rirseniz pahalı bir üretim yapmış olursunuz. Dolayısıyla pamuk
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy NTMxMzIx