BBM Magazine 96 - January / Ocak 2026

BBM • JANUARY - OCAK 2026 BBM • JANUARY - OCAK 2026 64 65 INTERVIEW • RÖPORTAJ reveals the limits of our current production model and the need for structural transformation. Türkiye’s agriculture, food and beverage exports declined by 1.02% year-on-year in January–November 2025 to USD 24.79 billion. Over the same period, imports rose by 22.83% to USD 20.52 billion. While the agricultural sector generated a trade surplus of USD 4.27 billion in that period, the unit export value increased by 8.8% to USD 1,422 per tonne. In 2025, Türkiye imported around 4 million tonnes of wheat (including the wheat equivalent of processed products), while exporting processed products equivalent to 6.4 million tonnes of wheat—generating USD 3.5 billion in export revenue against USD 1.14 billion paid for imports. However, one key point must be underlined: the fact that production volumes cover domestic consumption is not suf- ficient on its own. The real issue is ensuring stability in produc- tion, protecting continuity of quality, and building a production structure resilient to climate change. Why should we increase wheat production? Increasing wheat production is vital not only as an economic target, but also for national food security, strategic indepen- dence and rural development. Therefore, the question “Why should we increase wheat production?” is not only an agricul- tural topic; it is also an economic, social, political, national se- curity and ecological strategic matter. Since the 1990s, economic conditions have been the deter- mining factor behind the contraction of wheat planting areas in Türkiye. Twenty years ago, wheat area was 9 million hectares; it fell to 6.8 million hectares. Today, it stands at around 7–7.5 million hectares. The decline in planting area was not strong- ly felt due to yield gains driven by modern agricultural tech- niques. Despite reduced area, annual wheat production rose from around 15 million tonnes to around 20 million tonnes. But as our population increased, our needs increased as well. In recent years, strong and strategic policy supports by the Minis- try of Agriculture and Forestry and TMO’s price-regulating poli- cies—especially for wheat—have helped strengthen national wheat production and trade, alongside rising planted areas. Although we are above the global average with an average yield of 270 kilograms per decare, we remain slightly below de- veloped countries. Climate and rainfall, of course, are important factors here. From this perspective, we need to reduce agricul- ture’s dependency on climate conditions. In Türkiye, around 4 million hectares are still left fallow. The biggest reason is insuf- ficient water. Within certain principles, water transfers between basins should be implemented. In addition, irrigation systems in currently irrigated areas should be modernised. Also, in line with the government’s decision to lease unused lands, we strongly support bringing these lands into production, as it is extremely important for the agricultural sector. Expanding crop rotation systems and using drought-tolerant and early-maturing wheat varieties will both protect soil fertility and reduce fallow areas by shortening the production cycle. In addition, soil-analy- sis-based fertilisation, digital agriculture practices and satellite-supported crop planning can enable sustainable produc- tion in these areas. WHEAT ENTERS A TRANSFORMATION PERIOD Over the past 15 years, Türkiye’s grain production has experienced average annual production volatility of 3–5%; wheat production has fluctuated within an 18–22 million tonne range; and in drought years, declines of 15–20% have been seen. Similarly, while agricultural production has followed a relatively stable path, it has struggled to reach productivity- growth targets. With the contribution of GAP and other irrigation projects, and with supports providing visible benefits, progress has been achieved including: a 25% yield increase in irrigated areas, a 40% increase in technology adoption, and a 60% in- crease in the use of modern equipment. In addition, the “New Support Model and Production Planning in Crop Production (No. 8859)” and the “Contract Farming Model” published by the Ministry of Agriculture and Forestry on 28 August 2024 have been valuable developments, signalling the start of a new era. Türkiye’s yield per hectare is around 2.6 tonnes—above the global average—yet there is a 40% improvement potential to reach EU standards. This increase could significantly lift pro- duction on existing land. In terms of our wheat production: we kuraklık, artan girdi maliyetleri ve küresel piyasalardaki dalga- lanmalar üretim tarafında baskı oluştururken; üreticimizin tec- rübesi, sanayimizin tedarik esnekliği ve kamu kurumlarıyla ku- rulan koordinasyon sayesinde arz güvenliği korunmuştur. UHK olarak bu yılı, mevcut üretim modelimizin sınırlarını net biçimde gösteren ve yapısal dönüşüm ihtiyacını açık şekilde ortaya ko- yan bir eşik yılı olarak değerlendiriyoruz. Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek ihracatı Ocak-Kasım 2025 döneminde 2024’ün aynı dönemine kıyasla yüzde 1,02 aza- larak 24,79 milyar dolara düşmüştür. Aynı dönemde sektörün ithalatı ise yüzde 22,83 artışla 20,52 milyar dolara yükselmiş, tarım sektörü bu dönemde 4,27 milyar dolarlık dış ticaret faz- lası verirken, birim ihracat değeri yüzde 8,8 artarak ton başına 1.422 dolara çıkmıştır. Türkiye, 2025 yılını yaklaşık 4 milyon ton buğday ve mamul maddenin buğday karşılığı dahil ithalata karşılık 6,4 milyon ton buğday karşılığı mamul madde ihracat gerçekleşmiş, ithalata ödenen 1,14 milyar dolar karşılığı 3,5 milyar dolarlık ihracat geliri elde etmiştir. Ancak burada altını çizmemiz gereken önemli bir husus var: üretimin miktar olarak iç tüketimi karşılaması tek başına yeterli değildir. Asıl mesele; üretimde istikrarın sağlanması, kalite sü- rekliliğinin korunması ve iklim değişikliğine karşı dayanıklı bir üretim yapısının oluşturulmasıdır. Buğday üretimini neden artırmalıyız? Buğday üretiminin artırılması; ekonomik bir hedef olmanın ötesinde, ulusal gıda güvenliği, stratejik bağımsızlık ve kırsal kalkınma açısından hayati bir öneme sahiptir. Bu nedenle “buğ- day üretimini neden artırmalıyız?” sorusu, yalnızca tarımsal bir konu değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal, politik, milli güven- lik ve ekolojik bir strateji meselesidir. 1990’lardan bu yana Türkiye’de buğday ekim alanlarının daralmasında ekonomik koşullar belirleyici olmuştur. 20 yıl önce 9 milyon hektar olan buğday ekim alanı 6,8 milyon hek- tara kadara inmişti. Bugün için 7- 7,5 milyon hektar arasın- dadır. Ekim alanlarının azalması, modern tarım teklikleriyle verimin artmasıyla birlikte pek hissedilmedi. Ekim alanlarının azalmasına rağmen yıllık buğday üretimimiz 15 milyon tonlar- dan 20 milyon tonlara geldi. Fakat artan nüfusumuzla birlikte ihtiyacımız da arttı. Son yıllarda Tarım ve Orman Bakanlığımı- zın güçlü ve stratejik politika destekleri ile TMO’nun özellik- le buğday için uyguladığı fiyat düzenleyici politikaları üretim alanlarında artışla birlikte, ulusal buğday üretiminin ve ticare- tinin güçlenmesini sağlamıştır. Dekarda ortalama 270 kilogram verim ile dünya ortalaması- nın üzerinde olmamıza rağmen, gelişmiş ülkelerin biraz altın- dayız. Burada elbette iklim ve yağış da önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan bizim, tarımın iklim şartlarına bağımlılığının azaltılmamız gerekiyor. Türkiye’de halen yak- laşık 4 milyon hektar alan nadasa bırakılmaktadır. Bunun en büyük nedeni de ‘Su’ yetersizliğidir. Belli ilkeler çerçevesinde havzalar arasında su transferinin yapılması gerekir. Ayrıca mevcut sulanan alanlarda sulama sistem- lerinin modernizasyonu yapılmalıdır. Ayrıca, hükümetimizin boş arazilerin kiralanması yönündeki almış olduğu karar gereği, bu arazilerin üretime kazandırılması da tarım sektörü açısından son derece önemsiyor ve destekliyoruz. Münavebe sistemlerinin yaygınlaştırıl- ması, kuraklığa dayanıklı ve erken olgunla- şan buğday çeşitlerinin kullanımı hem toprak verimliliğini koruyacak hem de üretim süresini kısaltarak nadas alanlarını azaltacaktır. Ayrıca top- rak analizine dayalı gübreleme, dijital tarım uygulamaları ve uydu destekli ürün planlaması le bu alanlarda sürdürülebilir üretim sağlanabilir. BUĞDAYDA DÖNÜŞÜM DÖNEMİ Son 15 yılda Türkiye’nin hububat üretiminde; yıllık ortalama yüzde 3-5 üretim volatilitesi, buğday üretiminde 18-22 milyon ton aralığı, kuraklık yıllarında yüzde 15-20 düşüş dalgalan- maları yaşanmıştır. Aynı şekilde, tarımsal üretimde istikrarlı bir seyir izlemiş olmakla birlikte, verimlilik artışı hedeflerine ulaşmakta zorlanmıştır. GAP ve diğer sulama projelerinin kat- kısı ve desteklerle gözle görülür düzeyde fayda sağlanarak; sulanan alanda yüzde 25 verim artışı, teknoloji adaptasyo- nunda yüzde 40 artış, modern ekipman kullanımında yüzde 60 artış yakalanmıştır. Ayrıca, Tarım ve Orman Bakanlığımızın 28 Ağustos 2024 tarihinde yayınladığı ‘8859 Sayılı Bitkisel Üretimde Yeni Destekleme Modeli ve Üretim Planlaması’ ile ‘Sözleşmeli Üretim Modeli’ yeni bir dönemin başladığını gös- termesi açısından değerli bir gelişme olmuştur. INTERVIEW • RÖPORTAJ

RkJQdWJsaXNoZXIy NTMxMzIx