BBM Magazine 96 - January / Ocak 2026
BBM • JANUARY - OCAK 2026 BBM • JANUARY - OCAK 2026 66 67 view 2015–20 as a Stabilisation Period, 2021–25 as a Growth Period, and 2026–30 as a Transformation Period with a vision of 25–28 million tonnes on average. In this framework, policy priorities—first to feed our population of 100 million, and then to supply as much as possible from domestic sources the raw material needed for exports of wheat-based products such as flour, pasta and bulgur—include: basin-based dynamic produc- tion planning, yield-based support, carbon-neutral production models, digital agriculture infrastructure, and R&D and breed- ing-focused approaches. With these strategies implemented, it would not be unrealis- tic for Türkiye to achieve, by 2040, 30 million tonnes of wheat production and export revenues of USD 8 billion from exporting processed products equivalent to 15 million tonnes of wheat. FLOUR PRICES CANNOT DIVERGE FROM THE GLOBAL TREND Are the recent fluctuations in flour prices driven more by domestic dynamics or by global grain markets? Price formation in flour markets is largely determined by developments in global grain markets. The main reasons are wheat’s nature as an internationally traded commodity; the fact that pricing is formed on exchanges such as Chicago (CBOT) and Paris (MATIF); the rapid transmission of global supply-de- mand shocks; and the domestic industry’s tendency to pass import prices into the local market. That said, domestic factors such as inflation, exchange rates, labour and logistics/energy costs are also important comple- mentary drivers that can amplify or dampen the magnitude and speed of price movements. Even though TMO’s intervention purchase and sale prices aim to balance the domestic market, structural divergence from the global trend is not possible when global prices rise sharply and import wheat costs increase in TRY terms. Inter- ventions provide only temporary stabilisation. Even when there is global surplus supply or rising produc- tion, in countries like Türkiye that both import and export, lo- cal dynamics such as exchange rates, taxes and logistics can dominate price pressures. Internationally, grain production is breaking records despite climate conditions. Excess supply pressures prices, and can even drive them down temporar- ily. The global grain price index and changes in international markets (supply-demand, stock levels, international trade, etc.) have eased pressure somewhat; however, increases in exchange rates, freight and logistics costs have lifted prices in TRY terms to some extent, while the rise in flour prices was not continuous and occurred in line with—indeed at times be- hind—the rise in raw material prices. FLOUR EXPORTS CONTRACTED BY 22% In 2025, Türkiye earned USD 874 million from exporting 2.35 million tonnes of flour. This represents a 22% contraction com- pared with the previous year, which increases price sensitivity during domestic supply-demand cycles. The global price index and international sourcing conditions provide a “background”. However, for Türkiye specifically, exchange-rate volatility, TMO purchase prices, production costs and the domestic supply- demand balance largely determine the direction of prices. Therefore, for sustainable stability in the flour market, it is not sufficient to track external factors alone; local agricultural policies, exchange-rate balance, supports provided to producers and the domestic supply-demand balance must also be considered. QUALITY AND PRICE DIFFERENTIATION IN COMPETITION For flour industrialists, 2025 was a year in which raw material sourcing, continuity of quality and cost management stood out. In Türkiye’nin hektar başına verimi 2,6 ton düzeyinde olup, global ortalamanın üzerindedir ancak AB standartlarına ulaş- mak için yüzde 40 iyileştirme potansiyeli bulunmaktadır. Bu ar- tış, mevcut arazilerde üretimi önemli ölçüde artırabilir. Buğday üretimimiz açısından; 2015-20 yıllarını Stabilizasyon Dönemi, 2021-25 yıllarını Büyüme Dönemi, 2026-30 periyodunu ise ortalama 25-28 milyon ton vizyonu ile Dönüşüm Dönemi ola- rak görmekteyiz. Bu çerçevede önce yüz milyon nüfusumuzu beslemek daha sonra un, makarna, bulgur gibi hammaddesi buğday olan ürünlerinin ihracatında gerekli olan hammadde- yi mümkün olduğunca yerli kaynaklardan sağlamak üzerine oluşturulacak politika öncelikleri: havza bazlı dinamik üretim planlaması, verim bazlı destekleme, karbon-nötr üretim mo- delleri, dijital tarım altyapısı, Ar-Ge ve ıslah merkezli yaklaşım- lar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu stratejilerin uygulanması ile 2040 yılında Türkiye, 30 milyon ton buğday üretimi ve 15 milyon ton buğday eş değer mamul madde ihracatı karşılığı 8 milyar dolar ihracat geliri elde etmek içten bile değildir. UN FİYATLARININ KÜRESEL TRENDDEN AYRIŞMASI MÜMKÜN DEĞİL Un piyasalarında son dönemde yaşanan fiyat dalgalan- maları daha çok iç dinamikler mi? yoksa küresel hububat piyasaları mı belirliyor? Un piyasalarında fiyat oluşumu ağırlıklı olarak küresel hubu- bat piyasalarındaki gelişmeler tarafından belirlenmektedir. Bu- nun temel nedeni, buğdayın uluslararası emtia niteliği, fiyatla- manın Şikago (CBOT) ve Paris (MATIF) gibi borsalarda oluşması, küresel arz-talep şoklarının hızlı yansıması ve yurt içi sanayinin büyük ölçüde ithalat fiyatlarını içeriye taşımasıdır. Bununla birlikte, ülke içi enflasyon, döviz kuru, işçilik ve lojistik/enerji maliyetleri gibi iç dinamikler de fiyat hareketleri- nin şiddetini ve hızını artıran veya azaltan önemli tamamlayıcı faktörlerdir. TMO müdahale alım ve satış fiyatları iç piyasayı den- gelemeye çalışsa da: Küresel fiyat belirgin şekilde yük- seldiğinde, ithal buğday maliyetleri TL bazında arttığında yurt içi un fiyatlarının küresel trendden ayrışması yapısal olarak mümkün değildir. Müdahaleler sadece geçici sta- bilizasyon sağlar. Küresel arz fazlası ya da üretim artışı olsa bile, Türkiye gibi ithalat ve ihracat yapan ülkelerde kur, vergi, lojistik gibi yerel di- namikler fiyat üzerinde baskın olabiliyor. Uluslararası piyasada iklim şartlarına rağmen hububat üretimi rekor kırıyor. Arzın fazla olması fiyatları baskılıyor, hatta dönemsel olarak düşürüyor bile. Küresel hububat fiyat endeksi ve uluslararası piyasalardaki de- ğişimler (arz-talep, stok durumu, uluslararası ticaret vb.) baskıyı biraz hafifletti; ancak iç kur, navlun, lojistik gibi maliyet artışları TL bazında fiyatları biraz yukarı çekmekle birlikte, un fiyatındaki artış sürekli olmadı, hammadde fiyatındaki artışa paralel hatta onun gerisinde gerçekleşti. UN İHRACATI YÜZDE 22 DARALDI 2025 yılında Türkiye 2,35 milyon ton un ihracatı karşılığı 874 milyon dolar ihracat geliri elde etmiştir. Bu rakam önceki yıla kıyasla %22 daralma demek ki; bu da iç arz-talep dönem- lerinde fiyat hassasiyetini artırıyor. Küresel fiyat endeksi ve uluslararası tedarik koşulları bir “arka plan” sunuyor. Ancak, Türkiye özelinde kur volatilitesi, TMO alım fiyatları, üretim maliyetleri ve iç talep-arz dengesi fiyatların yönünü büyük ölçüde belirliyor. Bu nedenle, un piyasasında sürdürülebilir istikrar açısından yalnızca dış faktörleri izlemek yeterli değil; yerel tarım politi- kaları, kur dengesi, üreticilere verilen destekler ve iç arz-talep dengesi de göz önünde bulundurulmalıdır. INTERVIEW • RÖPORTAJ INTERVIEW • RÖPORTAJ
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy NTMxMzIx