BBM Magazine 96 - January / Ocak 2026
BBM • JANUARY - OCAK 2026 BBM • JANUARY - OCAK 2026 68 69 INTERVIEW • RÖPORTAJ the domesticmarket, qualitywas decisive; in external markets, price competition was decisive. Despite this, the sector managed the process thanks to its flexible sourcing structure and export reflexes. Looking specifically at the flour industry, the biggest risk fac- ing the sector in 2026 is global uncertainty and price volatil- ity. The biggest opportunity is strengthening Türkiye’s poten- tial to become a regional flour hub, supported by its logistics advantage and production capacity. Despite the contraction in exports in 2025, Turkish flour industrialists protected and dominated their markets. This will be the key to a new export success story in 2026 and in the years ahead. While geopolitical risks create uncertainty in the short term, they also offer Türkiye an opportunity to be a reliable supplier. The Turkish flour industry now competes not only on price, but also on continuity and trust. In global markets, price formation can no longer be ex- plained solely by supply-demand balance. Financial flows, lo- gistics costs and geopolitical risks have become permanent factors. In this environment, Türkiye needs to establish balance through strategic stock management and predictable policies. How are global climate change and geopolitical risks af- fecting grain markets? Rising temperatures reduce yields, especially for cool-sea- son crops such as wheat and maize. A one-degree increase in temperatures reduces wheat yields by 4–6% and maize yields by 7–10%. Drought, floods and extreme heatwaves make pro- duction planning more difficult. For example, heatwaves in Eu- rope and the United States reduce wheat yields, while drought in Australia and Argentina tightens global supply. Rising irrigation needs increase farmers’ costs. Fertiliser-use plans, pest populations and disease cycles change. Ports, stor- age areas and transport routes can be damaged by disasters. Sudden rainfall during harvest causes quality losses. The wheat production belt is shifting northward: Canada, Russia and Northern Europe are gaining importance. Because the Russia–Ukraine war affects 25% of global wheat exports, it shocks markets sharply. Security problems in the Red Sea and the Black Sea increase freight costs. Countries sometimes im- pose export bans to control domestic inflation—such as India’s rice export ban, Russia’s grain taxes, and Argentina’s maize and wheat export quotas. Geopolitical tensions push up oil and natural gas prices, rais- ing costs for fertilisers (especially nitrogen fertilisers), agricul- tural machinery and logistics. Major power competition—such as between the United States and China—spills into agricultur- al trade. China’s stockpiling policies play a major role in global price formation; at times, prices are shaped not by “true sup- ply-demand” but by “expectations and stock management”. Reduced production due to drought and constrained exports due to war create im- balances in prices. Energy crises com- bined with climate-driven production declines accelerate food inflation. Disrupted supply routes, risks and extreme weather events lengthen supply times and raise freight prices. As a result, price volatility is in- creasing. Whereas long cycles of 5–10 years used to be the norm, sharp short-term price spikes have become more pronounced. Global grain stocks are of critical importance. Countries able to stock- pile gain an advantage; stock management has be- come a strategic weapon. Trade routes and production centres are changing. The Black Sea region remains important but risky. North America and Australia are gaining importance again. Import depen- dence deepens in Africa and the Middle East. Major producers such as Russia, Ukraine, the EU and the US continue to shape global wheat prices through harvest policies and export restrictions. Looking ahead, will supply security or price stability be the bigger risk in global wheat markets? What strategic position should Türkiye take in this global landscape? In today’s global picture, the two risk headings are linked. However, the larger and more difficult-to-manage risk in the period ahead tends to be supply security. REKABETTE KALİTE VE FİYAT FARKI 2025 yılı un sanayicileri açısından hammadde temini, kalite sürekliliği ve maliyet yönetiminin öne çıktığı bir yıl olmuştur. İç piyasada kalite, dış piyasada ise fiyat rekabeti belirleyici olmuş- tur. Buna rağmen sektör, esnek tedarik yapısı ve ihracat reflek- siyle süreci yönetmeyi başarmıştır. Un sanayi özelinde baktığımızda, 2026’da sektörü bekleyen en büyük risk küresel belirsizlikler ve fiyat oynaklığıdır. En bü- yük fırsat ise Türkiye’nin lojistik avantajı ve üretim kapasitesiyle bölgesel bir un merkezi olma potansiyelini güçlendirmesidir. Türk un sanayicisi 2025 yılındaki ihracat daralmasına karşın, pazarını korumuş ve domine etmiştir. Bu durum, 2026 yılı ve gelecek yıllar için yeni bir ihracat başarı hikayesinin anahtarı olacaktır. Jeopolitik riskler kısa vadede belirsizlik yaratsa da Türkiye için güvenilir tedarikçi olma fırsatı sunmaktadır. Türk un sanayisi artık yalnızca fiyatla değil, süreklilik ve güven unsurlarıyla da rekabet etmektedir. Küresel piyasalarda fiyat oluşumu artık yalnızca arz-talep dengesiyle açıklanamamaktadır. Finansal hareketler, lojistik maliyetler ve jeopolitik riskler kalıcı hale gelmiştir. Türkiye’nin bu ortamda stratejik stok yönetimi ve öngörülebilir politikalarla denge kurması gerekmektedir. Küresel iklim değişikliği ve jeopolitik riskler hububat piya- salarını nasıl etkiliyor? Artan sıcaklıklar, özellikle buğday ve mısır gibi serin iklim seven ürünlerin verimini düşürüyor. Sıcaklıklarda bir derecelik artış buğday verimini %4-6, mısır verimini %7-10 oranında azal- tıyor. Kuraklık, seller ve aşırı sıcak dalgaları üretim planlamasını zorlaştırıyor. Örneğin: Avrupa ve ABD’deki sıcak dalgaları buğ- day verimini azaltırken, Avustralya ve Arjantin’deki kuraklık glo- bal arzı sıkıştırıyor. Sulama ihtiyacının artması çiftçilerin maliyetlerini yükseltiyor. Gübre kullanım planları, zararlı popülasyonları ve hastalık dön- güleri değişiyor. Limanlar, depolama alanları ve nakliye hatları afetlerden zarar görebiliyor. Hasat dönemindeki ani yağışlar kalite kaybına sebep oluyor. Buğday üretim kuşağı kuzeye kayıyor: Kanada, Rusya ve Kuzey Avrupa’nın önemi artıyor. Rusya–Ukrayna savaşı, dünya buğday ihracatının %25’ini etkilediği için piyasaları sert şekilde sarsıyor. Kızıldeniz ve Karadeniz’deki güvenlik sorunları navlun maliyetlerini artırıyor. Ülkeler iç piyasa enflasyonunu kontrol et- mek için zaman zaman ihracat yasakları uyguluyor: Hindistan’ın pirinç ihracat yasağı, Rusya’nın tahıl vergileri, Arjantin’in mısır ve buğday ihracat kotaları gibi. Jeopolitik gerginliklerin petrol ve doğal gaz fiyatlarını artır- ması, gübre (özellikle azotlu gübre), tarım makineleri, lojis- tik maliyetlerini yükseltiyor. ABD–Çin rekabeti gibi büyük güç çatışmaları tarım ticaretine yansı- yor. Çin’in stoklama politikaları dünya fi- yatlamasında büyük rol oynuyor; bazen fiyat “gerçek arz-talep” yerine “bek- lenti ve stok yönetimi” ile şekilleniyor. Kuraklık nedeniyle azalan üretim, savaş nedeniyle kısıtlanan ihracat, fi- yatlarda dengesizlik yaratıyor. Enerji krizleri + iklim kaynaklı üretim düşüş- leri gıda enflasyonunu hızlandırıyor. Tedarik yollarının bozulması, riskleri + ekstrem hava olayları tedarik sürelerini uzatıyor, navlun fiyatlarını artırıyor. Sonuç olarak; Fiyat oynaklığı artıyor. Eskiden 5–10 yıllık uzun döngüler varken, artık kısa süreli sert fiyat sıçrama- ları daha belirgin hale geliyor. Küresel hububat stokları kritik öneme sahip. Stok yapabilen ülkeler avantajlı; stok yönetimi stratejik silah hâline geldi. Ticaret rotası ve üretim merkezleri değişiyor. Karadeniz böl- gesi hâlâ önemli ama riskli. Kuzey Amerika ve Avustralya tek- rar önem kazanıyor. Afrika ve Orta Doğu’da ithalat bağımlılığı derinleşiyor. Rusya, Ukrayna, AB ve ABD gibi büyük üretici ülkelerin re- kolte politikaları ve ihracat kısıtlamaları küresel buğday fiyat- larında belirleyici olmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönem- de dünya buğday piyasalarında arz güvenliği mi yoksa fiyat istikrarı mı daha büyük bir risk başlığı olarak öne çıkacak? Türkiye bu küresel tabloda hangi stratejik pozisyonu almalı? INTERVIEW • RÖPORTAJ
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy NTMxMzIx