BLOG

Yapay zekâ çağında rekabetin anahtarı veriyi değere dönüştürmek

30 Ekim 20265 dk okuma

M. Kaan Özhelvacı
EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı


Yapay zekâ, kısa bir süre öncesine kadar çoğu şirket için geleceğe dönük bir teknoloji başlığıydı. Bugün ise stratejik kararların, üretim süreçlerinin, Ar-Ge faaliyetlerinin ve yönetim anlayışının merkezine yerleşiyor. Bu değişim karşısında şirketlerin kendilerine sorması gereken soru, “Yapay zekâyı kullanacak mıyız?” değil; “Yapay zekâyı ne kadar doğru, verimli ve stratejik kullanacağız?” olmalı.

Yapay zekâyı yalnızca işleri hızlandıran veya belirli görevleri otomatikleştiren bir araç olarak görmek, dönüşümün kapsamını daraltır. Asıl mesele, şirketlerin sahip oldukları veriyi nasıl yönettikleri, bu veriden nasıl anlam çıkardıkları ve elde ettikleri bilgiyi ne kadar hızlı ve isabetli kararlara dönüştürebildikleridir. Önümüzdeki dönemde fark yaratacak şirketler, yalnızca yeni araçları edinenler değil; doğru veriyi, uygun teknoloji ve güçlü bir yönetim anlayışıyla bir araya getirenler olacaktır.

Kullanım yaygınlaşıyor, beklentiler değişiyor

Stanford Üniversitesi’nin 2026 Yapay Zekâ Endeksi Raporu’na göre, 2025 yılında araştırma kapsamındaki kuruluşların yüzde 88’i yapay zekâyı en az bir iş fonksiyonunda kullandı. Üretken yapay zekâ ise kuruluşların yüzde 70’inde en az bir iş fonksiyonuna girdi. Küresel kurumsal yapay zekâ yatırımlarındaki artışla birlikte değerlendirildiğinde bu veriler, teknolojinin şirketler açısından bir deneme alanının ötesine geçtiğini ortaya koyuyor.

Bununla birlikte, kullanımın yaygınlaşması tek başına başarı anlamına gelmiyor. Aynı araçlara erişen iki şirketin elde edeceği sonuçlar birbirinden çok farklı olabilir. Aradaki farkı verinin kalitesi, hedeflerin açıklığı, çalışanların yetkinliği ve teknolojinin günlük iş akışlarına ne kadar iyi yerleştirildiği belirler. Rekabet gücüne katkıyı anlamak için “Hangi yapay zekâ aracını kullanıyoruz?” sorusunun yanına “Hangi sorunu çözüyoruz ve sonucu nasıl ölçüyoruz?” sorusunu da koymalıyız.

Türkiye’deki veriler, hem ilerlemeyi hem de önümüzdeki gelişim alanını gösteriyor. TÜİK’e göre yapay zekâ kullandığını belirten girişimlerin oranı 2021’de yüzde 2,7 iken 2025’te yüzde 7,5’e yükseldi. 250 ve üzeri çalışanı bulunan büyük ölçekli girişimlerde bu oran yüzde 24,1’e ulaştı. Bu rakamlar, yapay zekânın iş dünyasında giderek daha fazla karşılık bulduğunu; ancak kullanımın şirket ölçekleri arasında aynı hızda yayılmadığını gösteriyor.

Yapay zekâyı kullanan girişimlerin bu teknolojiyi hangi alanlara taşıdığı da dikkat çekici. TÜİK verilerine göre söz konusu girişimlerin yüzde 41,1’i yapay zekâdan üretim veya hizmet süreçlerinde, yüzde 41’i Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinde, yüzde 40’ı ise işletme süreçleri ve yönetim organizasyonunda yararlanıyor. Dolayısıyla yapay zekâ, yalnızca müşteriyle temas eden uygulamalarda değil, şirketlerin temel faaliyetlerinde de yer edinmeye başlıyor.


Üretimden yönetime uzanan dönüşüm

Üretim şirketleri için veri odaklı dönüşümün değeri, süreçler arasında bağlantı kurabilmesinde yatıyor. Üretimden gelen bilgi, kalite kayıtları, bakım verileri, tedarik koşulları ve talep değişimleri birbirinden kopuk kaldığında kararlar da parçalı bilgiyle alınıyor. Bu verileri anlamlı biçimde bir araya getirebilen şirketler ise süreçlerini daha iyi değerlendirme ve sorunlara daha erken müdahale etme imkânı buluyor.

Unlu mamuller ve gıda sanayisinde ham madde özelliklerindeki değişkenlik, ürün kalitesinde süreklilik, enerji kullanımı ve üretim planlaması günlük yönetimin önemli başlıkları arasında. Veri analitiği ve yapay zekâ, bu alanlarda kararları destekleyebilir. Ancak teknolojiden beklenen faydayı elde etmek için önce hangi verinin toplandığını, bu verinin ne kadar güvenilir olduğunu ve hangi kararı iyileştirmek için kullanılacağını belirlemek gerekir. Sağlam bir veri temeli olmadan yapılan teknoloji yatırımı, şirketin gerçek ihtiyacına cevap vermeyebilir.

Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinde de benzer bir yaklaşım geçerli. Veriyi düzenli biçimde değerlendirmek, şirketlerin ürün geliştirme çalışmalarını ve değişen müşteri taleplerine verdikleri yanıtı güçlendirebilir. Yönetim tarafında ise amaç, karar alma sorumluluğunu teknolojiye bırakmak değil; yöneticilerin daha kapsamlı ve zamanında bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.

Bu nedenle dijital dönüşümü yalnızca bir yazılım yatırımı olarak değerlendiremeyiz. Dönüşüm; insan kaynağını, yönetim kültürünü, üretim süreçlerini ve karar alma mekanizmalarını birlikte yeniden şekillendiriyor. Çalışanların veri okuryazarlığını geliştirmeyen veya yeni araçları mevcut iş yapış biçimleriyle ilişkilendiremeyen bir şirketin teknolojiden kalıcı değer üretmesi güçleşir.

Yaratıcı yıkım karşısında şirketler nasıl konumlanacak?

EGİAD’ın hazırladığı “Yaratıcı Yıkım Sürecinde İzmir – Üçüz Dönüşüm ile İşgücü Piyasasının Yeniden Tasarımı” başlıklı raporda ele aldığımız dönüşüm, bu değişimi daha geniş bir ekonomik çerçevede düşünmemize imkân veriyor. Joseph Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” yaklaşımı, ekonomik gelişmenin mevcut yapıların yerini daha yenilikçi ve daha fazla değer üreten yapılara bırakmasıyla ilerlediğini anlatır. Bugün yapay zekâ ve veri teknolojileri, bu sürecin güçlü itici unsurları arasında yer alıyor.

İş modelleri, üretim yöntemleri, çalışanlardan beklenen yetkinlikler ve yönetim kararları aynı anda değişirken şirketler için yalnızca gelişmeleri takip etmek yeterli olmayacak. Hangi yetkinliklere ihtiyaç duyacaklarını öngörmeleri, çalışanlarını bu değişime hazırlamaları ve yeni teknolojileri kendi faaliyetlerine nasıl uyarlayacaklarını belirlemeleri gerekiyor. Yapay zekânın etkisi, yalnızca mevcut işleri daha hızlı yapma imkânında değil; işin nasıl yapılacağını yeniden düşünmeye açmasında da görülüyor.

Bu süreçte liderliğin rolü belirleyici. Şirket yöneticileri teknolojiyi edinme kararıyla yetinmemeli; kullanım amacını tanımlamalı, ekiplerinin öğrenmesini desteklemeli ve sonuçları izlemeli. Veri odaklı yönetim kültürü, şirketin farklı birimlerinin aynı hedef doğrultusunda çalışmasını ve elde edilen bilginin karara dönüşmesini gerektirir.

EGİAD olarak üyelerimizin değişimi dışarıdan izleyen değil, kendi şirketlerinde yöneten ve geliştiren liderler olmasını önemsiyoruz. Yapay zekâ ve veri okuryazarlığını da iş dünyasının önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyacağı temel yetkinlikler arasında görüyoruz. Teknolojiye doğru insan kaynağı ve doğru strateji eşlik ettiğinde şirketler, dönüşümü rekabet güçlerini artıran somut bir fırsata çevirebilir.

Yapay zekâ artık bir teknoloji tercihinin ötesinde, şirketlerin geleceğini şekillendiren stratejik bir konu. Rekabet avantajını, değişimin hızına yalnızca yetişenler değil; değişimi doğru okuyup kendi iş modeline değer üretecek biçimde uyarlayanlar elde edecek.

Etiketler
#yapay zeka
Makale Kategorisindeki Yazılar