BLOG

Güçlü ihracat rakamları ancak güçlü ihracatçılarla kalıcı hâle gelir

27 Ekim 20264 dk okuma

İhracattaki büyümenin işletmelerin rekabet gücüne ve sürdürülebilir kazanca dönüşmesi gerektiğini vurgulayan DIŞYÖNDER Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hakan Çınar, yüksek üretim maliyetleri, pahalı finansman ve sertleşen fiyat rekabetine dikkat çekti. Çınar, desteklere erişimin kolaylaştırılması ve Türkiye’nin ticareti yöneten bir merkez olma potansiyelinin değerlendirilmesi çağrısında bulunuyor.

Dr. Hakan Çınar
DIŞYÖNDER Yönetim Kurulu Başkanı

Türkiye’nin eylül ayı dış ticaret verileri, ihracatta güçlü bir artışa işaret ederken ihracatçıların maliyet ve finansman sorunlarını da gündemde tutuyor. Dış Ticarete Yön Verenler Derneği (DIŞYÖNDER) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hakan Çınar’a göre başarıyı yalnızca ihracatın toplam değeriyle değerlendirmek yeterli değil. Kalıcı pazar payı, yerli kaynak kullanımı, katma değer ve işletmelerin kârlılığı da bu tablonun ayrılmaz parçaları.

Çınar’ın değerlendirmeleri, uluslararası pazarlarda faaliyet gösteren üreticiler açısından sipariş almaktan teslimata, işletme sermayesinden lojistiğe kadar uzanan rekabet koşullarına ışık tutuyor.

Eylül ayında ihracatın yüzde 15,4 artarak yaklaşık 26 milyar dolara ulaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sonuç dış ticaret açısından ne ifade ediyor?

Eylül ayında ihracatımızın güçlü bir artış göstermesi hepimiz için sevindiricidir. Ancak bir aylık başarıya bakarak dış ticarette bütün sorunlarımızın çözüldüğünü düşünemeyiz. Aynı dönemde ithalatın 31,2 milyar dolar, dış ticaret açığının ise 5,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini de dikkate almalıyız.

İhracatçımız hâlâ yüksek maliyetlerle, pahalı finansmanla ve giderek sertleşen uluslararası rekabetle mücadele ediyor. Rakamlar büyüyor ama ihracatçımızın hareket alanı aynı ölçüde genişlemiyor. Bu nedenle eylül ayındaki olumlu tabloyu, ihracatın sürdürülebilirliği açısından dikkatle değerlendirmeliyiz.

Yılın ilk dokuz aylık tablosuna baktığınızda Türkiye’nin dış ticaret stratejisinde hangi noktaların öne çıkması gerektiğini düşünüyorsunuz?

2026 yılının ilk dokuz ayında ihracat yaklaşık 211 milyar dolara ulaşırken ithalat 282 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Dış ticaret açığı ise 71 milyar dolara yükseldi. Bu tablo, stratejimizin yalnızca ihracat artışına odaklanmaması gerektiğini gösteriyor.

İhracatta aylık rekorlar elbette önemlidir. Ancak esas mesele, bu artışın ne kadarının kalıcı pazar payına, yüksek katma değere ve sürdürülebilir kazanca dönüştüğüdür. Bir ülkenin ihracat başarısını yalnızca sattığı ürünlerin toplam değeriyle ölçemeyiz. O ürünlerin ne kadarını yerli kaynaklarla ürettiği, ne kadar döviz kazancı sağladığı ve firmalarının uluslararası rekabette ne kadar güçlendiği de önemlidir.


Üretici ve ihracatçı işletmelerin rekabet gücünü bugün en fazla hangi maliyetler sınırlandırıyor?

Finansman maliyetleri, işletme sermayesi ihtiyacı, enerji, işçilik ve lojistik giderleri birçok sektörde rekabet gücünü sınırlandırıyor. Özellikle kur ve maliyet arasındaki denge büyük önem taşıyor.

Bugün ihracatçılarımızın önemli bir bölümü yalnızca yeni sipariş bulmayı değil, aldığı siparişi hangi maliyetle üreteceğini ve hangi kâr marjıyla teslim edeceğini de hesaplamak zorunda. İçeride maliyetler yükselirken uluslararası pazarlarda fiyat rekabeti giderek sertleşiyor. Bu durum özellikle emek yoğun sektörlerimiz üzerinde ciddi baskı oluşturuyor.

İhracatın artmasına rağmen işletmelerin yeterli kazanç sağlayamaması, orta ve uzun vadede hangi riskleri beraberinde getiriyor?

İhracatçı satış yapabiliyor ama yeterince kazanamıyorsa orta ve uzun vadede üretim kapasitesini, istihdamını ve pazar payını korumakta zorlanabilir. Dolayısıyla ihracattaki büyümeyi değerlendirirken işletmelerin bu satışlardan elde ettiği kazancı ve rekabet gücünü de göz önünde bulundurmalıyız.

İhracatımız büyüyor ancak ihracatçımızın üzerindeki maliyet ve finansman baskısı hafiflemiyor. Rakamların başarısını, işletmelerimizin gücüne dönüştürmek zorundayız.

Dış ticaret desteklerinin ihracatçıların ihtiyaçlarına daha etkili yanıt verebilmesi için nasıl bir yaklaşım benimsenmeli?

Dış ticaret destekleri sadeleştirilmeli ve uygulamada öngörülebilirlik artırılmalı. Döviz dönüşüm desteği gibi mekanizmaların ihracatçının nakit akışını güçlendirecek şekilde düzenlenmesi önem taşıyor.

İhracatçının ihtiyacı yalnızca yeni teşvikler değildir. Mevcut teşviklere hızlı, kolay ve güvenilir biçimde erişebilmek de en az teşvikin kendisi kadar önemlidir. Karmaşık prosedürler, belirsiz uygulamalar ve zaman kayıpları desteklerin etkisini azaltabiliyor.

İhracatçıyı desteklemek istiyorsak önce onun önündeki gereksiz maliyetleri ve bürokratik engelleri kaldırmalıyız. Destekler ihracatçının hayatını kolaylaştırmalı, yeni yükler oluşturmamalı.


Türkiye’nin coğrafi konumu ve lojistik altyapısı, dış ticarette nasıl daha güçlü bir avantaja dönüştürülebilir?

Türkiye, üretim ve ihracat kapasitesinin yanı sıra coğrafi konumu ve lojistik altyapısıyla da önemli avantajlara sahip. Transit ticaret, serbest bölgeler ve bölgesel dağıtım merkezleri dış ticaret stratejimizin daha güçlü bir parçası hâline getirilmeli.

Türkiye, Avrupa ile Asya arasında yalnızca ürün taşıyan bir ülke değil, ticareti yöneten bir merkez olabilir. Bunun için gümrük süreçlerini hızlandırmalı, transit ticareti kolaylaştırmalı, serbest bölgelerimizi daha etkin kullanmalı ve lojistik maliyetlerimizi rekabetçi seviyelere çekmeliyiz.

Küresel tedarik zincirleri yeniden şekillenirken Türkiye’nin bu fırsatı kaçırma lüksü yok. Dış ticarette yeni bir başarı hikâyesi oluşturmak için bu potansiyeli daha etkin değerlendirmeliyiz.

Sürdürülebilir ihracat başarısı için kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarına hangi görevler düşüyor?

İhracatımızın büyümesi hepimizin ortak hedefidir. Ancak sürdürülebilir başarı için finansmana erişimden üretim maliyetlerine, gümrük süreçlerinden teknolojik dönüşüme kadar bütün alanlarda eş zamanlı adımlar atılması gerekiyor. Kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları aynı hedef doğrultusunda hareket etmelidir.

Bugün rekorları kutlarken yarının rekabet gücünü de inşa etmek zorundayız. Çünkü Türkiye’nin geleceğini yalnızca ihracat rakamlarının büyüklüğü değil, ihracatçılarının dünya pazarlarındaki gücü belirleyecektir.

Artık rakamların değil, rekabet gücünün büyümesini konuşmalıyız. İhracat rekorlarıyla övünelim, ancak ihracatçının sorunlarını da görmezden gelmeyelim. Unutmayalım, güçlü ihracat rakamları ancak güçlü ihracatçılarla kalıcı hâle gelir.

Röportaj Kategorisindeki Yazılar
19 Kasım 20154 dk okuma

Mühlenchemie makarna üretimindeki zorluklara çözüm arıyor

Mühlenchemie GmbH & Co. KG, makarna için bir süre önce pilot bir üretim tesisi açtı. Yeni tesis...

07 Haziran 20236 dk okuma

Un üretimindeki başarımızı gıda mağazacılığına da taşıyacağız

30 Nisan 20146 dk okuma

“İnovatif ürünlerin gücünden besleniyoruz”

Erol SIMSEK: Simsek Biskuvi Genel Müdürü Genç bir firma olmalarına rağmen son 5 senedir Türkiye...