BLOG

Çocuklarımıza sürdürülebilir yarınlar bırakmak için çalışıyoruz

17 Aralık 20248 dk okuma

Sürdürülebilir kalkınmanın hayata ve iş vizyonuna dahil edilmesi gıda sektörü için çok önemli. Özellikle gıda israfı gıda verimliliğini önemli oranda etkiliyor. Gıda verimi dünya genelinde yaklaşık %21 oranında azaldı. Gıdaların yüzde 13’ü hemen hasat sonrası, yüzde 17’si ise satış noktalarına vardığında veya evde israf oluyor. 

Verimliliğin artması için hem ekonomik hem de ekolojik dayanıklılığın güçlenmesi gerekiyor. Gıda sistemleri tarladan sofraya gelene kadar tüm paydaşların sorumluluğuyla çözülebilir. Bu dönüşüm, sadece çevresel sürdürülebilirlik değil ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliği de kapsıyor. Üretim sistemlerimizi sürdürülebilir hale getirebilmek için eski yöntemleri bırakmalıyız. Hedefimiz kapsayıcı gıda sistemlerine geçişi hızlandırmak olmalı. Biz buna israfsız şirket diyoruz ve israfsız şirket verimli şirket demektir.

Bizler, şirketlerimiz ve bireysel çabalarımızla sürdürülebilir bir yaşam ve gıda hikayesine katkıda bulunuyoruz. Bu çabalarımızla, çocuklarımıza yalnızca bir dünya değil, sürdürülebilir bir yaşam armağan edeceğimize olan inancımızı pekiştirdiğine inanıyoruz.

Ancak ne kadar tartışırsak tartışalım, gıda üretim verimliliği %21 oranında azalmış durumda. Gıda israfı ise, dünyada bir ülke olarak değerlendirildiğinde, Amerika ve Çin’den sonra üçüncü sırada yer alacak kadar büyük boyutlara ulaşmış durumda. Bu rakamları düşündüğümüzde, israf edilen gıdalarla bir Amerika nüfusunu doyurmak mümkün olabilirdi. Gıdaların %13’ü hasat sonrası, %17’si ise satış noktalarına ulaştığında ya da evlerde israf ediliyor.

Hepimiz daha büyük buzdolapları talep ediyor, daha fazla gıdayı saklamak için enerji harcıyoruz. Ancak ne yazık ki birçoğu çöpe gidiyor. Gıda israfı, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda su, toprak, enerji ve emeğin de boşa gitmesine neden oluyor. Bu durum, çarpan etkisiyle doğal kaynakların israf edilmesi anlamına geliyor. Sorunun büyüklüğü, çarpıcı ve yenilikçi çözümler üretmemiz gerektiğini açıkça gösteriyor.

Zaman değişiyor, iklim değişiyor, bu daha önce de oldu. Anadolu’ya Orta Asya’dan göç ettiğimizi söylüyoruz; bunun sebebi de oralarda yaşanan kuraklık. Peki ya şimdi? Eğer buralar kuraklaşırsa biz nereye gideceğiz? Ya da başka yerler kuraklaşırsa kimler buraya gelecek? İklim mültecilerinden bahsediyorum. Bu, topla tüfekle önlenebilecek bir şey değil. Aç ve barınaksız insanlar hiçbir şeyle durdurulamaz. Bu da büyük sosyal dalgalanmalara yol açabilir.


Aslında bu konular, karnı doyan insanların düşünmesi ve tedbir alması gereken meseleler. Ancak bu şekilde, gelecekte çocuklarımızın güvenli bir şekilde yaşayabileceği bir dünya bırakabiliriz. Dolayısıyla, yetkililer ve iktidar sahipleri olarak kararlarımızı alırken daha bütüncül bir yaklaşım benimsemeliyiz. Çünkü gıda sistemleri tohumdan soframıza kadar, tüm paydaşların iş birliğiyle yönetilmesi gereken bir süreçtir. Ortak sorumluluklar üstlenirsek bu sorunların üstesinden gelebiliriz.

Bu dönüşüm, sadece çevresel gıda sürdürülebilirliğini değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliği de kapsamalıdır. Bir örnek vermek gerekirse: İşinizi düzgün yaparsanız sürdürülebilir olursunuz. Aksi takdirde, sürdürülebilirliğiniz zaten mümkün olmaz. Türkçede “sürdürmek” kelimesi tam da bunu ifade eder: Sürdüremezseniz yok olursunuz. Dünya, işlerimiz, huzurumuz ve rahatımız da sürdürülebilir olmadığı takdirde yok olacaktır.

Peki işimizi düzgün yapmak ne demek? Basit bir örnek vereyim: Biz dağıtımda oldukça iyiyiz. Yeni çıkan bir ürünü bir hafta içinde Türkiye’nin her köşesine ulaştırabiliyoruz. Bunu nasıl başarıyoruz? Binlerce insan çalışıyor, binlerce araç faaliyet gösteriyor; büyük bir operasyon söz konusu.

Bu süreci daha sürdürülebilir hale getirmek için bazı değişiklikler yaptık. Eskiden dağıtım işimizi rahmetli amcam yönetirdi. Mallar arabaya yüklenir, müşterilere tek tek gidilir, ürünler sıcak satış yöntemiyle tanıtılırdı. Ben gençliğimde Mekke’de depo görevlisiydim ve benzer işleri yapardım; buna “plasiyerlik” denir. Daha sonra, genel müdür olduğumda bu işi daha etkili yönetmek gerektiğini fark ettim. Türkiye genelinde 9 tane depomuz vardı; hepsini kapattım. Bu sayede tazelik ve lojistik avantajı sağladık, işimiz daha sürdürülebilir hale geldi. Sürdürülebilirlik sadece çevreyle ilgili bir mesele değil; işlerinizi doğru ve planlı şekilde yaparsanız, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik de sağlanmış olur.

Şimdi baktığımızda, her gün milyonlarca ürün sattığımızı görüyoruz. Bu da yılda yüz milyonlarca ürünün müşterilere ulaştığı anlamına geliyor. Örneğin, kısa bir süre önce Dubai Çikolatası adı verilen bir ürün popüler hale geldi. Neden bu ismi verdiklerini bilmiyorum, çünkü içinde Dubai’den gelen bir şey yok. Ancak, bu ürünü hızla geliştirdik ve kısa süre içinde on binlerce adet müşterilere ulaştırmayı başardık. İşte bizim çalışma sistemimiz böyle hızlı ve etkili.

Bu sistemi nasıl sürdürülebilir hale getiriyoruz? Araçlarımız artık eskisi gibi rastgele gezmiyor, daha akıllıca planlanıyor. Araç sayısını azaltıyoruz ama çalışan sayısını değil. Önce sipariş alıyoruz, sonra bu siparişleri üretip teslim ediyoruz. Bu yöntem sayesinde her yıl 20.000 kilometre daha az yol kat ediyoruz.

Aslında, işinizi doğru şekilde organize ettiğinizde sürdürülebilirlik doğal olarak sağlanıyor. Eski yöntemlerle devam etmek artık pek mantıklı değil. Hedefimiz, sistemlerimizi daha verimli ve modern bir şekilde yeniden inşa etmek olmalı.

“Biz bu anlayışı ‘israfsız şirket modeli’ olarak adlandırıyoruz. Bu yaklaşımı, holdingimizden başlayarak tüm paydaşlarımızla ortak bir çerçevede hayata geçiriyoruz. Rahmetli babamın bize miras bıraktığı bu temel prensip, zamanla ekip arkadaşlarımız tarafından da benimsendi ve geliştirildi. ‘İsrafsız şirket’ kavramı, aslında verimlilik odaklı bir şirketi ve iş yapış biçimini ifade ediyor. Bu yaklaşım, değer zincirimizin tamamını kapsıyor ve bizim etki ettiğimiz geniş ekosistemi de içeriyor.

Şuna inanıyoruz ki: Eğer biz bu süreci doğru şekilde yönetir ve hasattan tüketime kadar her aşamada israfı azaltmaya yönelik uygulamalar gerçekleştirirsek, bu sadece bizimle sınırlı kalmaz; tüm ekosistem üzerinde olumlu bir etki yaratır. 

Peki, bu hedefe ulaşmak için ne yapıyoruz? Çeşitli projeler geliştiriyoruz. Amacımız, dünyanın geleceği için çalışmak, paydaşlarımızla güçlenmek ve amaç odaklı ürünler ve iş modelleriyle geleceğe ilham vermek. Tüm projelerimizi Ülker, Bizim, Super Fresh, Aytaç ve Şok markaları altında taahhüt ederek hayata geçiriyoruz.

Önemli taahhütlerimiz bulunuyor ve bunları hem ölçüyor hem de başarıyla gerçekleştiriyoruz. Gıda kaybını ve israfını önlemeye yönelik projelerimizin yanı sıra enerji tasarrufu, karbon azaltımı ve yenilenebilir enerji üzerine birçok çalışmamız var. Örneğin, Aytaç’ın Çankırı’daki fabrikasında kullanılan tüm enerji güneşten elde ediliyor; tamamen yenilenebilir bir kaynaktan faydalanılıyor.


Ayrıca, Ülker olarak, S&P Global’in Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi kapsamında hazırlanan The Sustainability Yearbook listesinde üst üste 4. kez yer aldık. Bu başarıyla listedeki 9 Türk şirketinden biri ve gıda ürünleri kategorisindeki 19 global şirket arasında tek Türk şirketi olduk.

Yine uluslararası finansal analiz ve raporlama kuruluşu LSEG (London Stock Exchange Group) tarafından gerçekleştirilen, halka açık şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG-Environmental, Social & Governance) performans değerlendirme sonuçlarına göre Ülker, Ocak 2024’te kendi kategorisinde dünya genelinde değerlendirilen 450’nin üzerindeki şirket arasında, en yüksek ESG performansı göstererek 1. sıraya yerleşti.  

Dijitalleşmeye mutlaka odaklanmamız gerekiyor, çünkü verimlilik artırıcı dijitalleşme projeleri oldukça önemli. Örneğin, Super Fresh, Avrupa Birliği ile ortak bir proje yürütüyor. Bu, TUBİTAK onaylı bir Avrupa Birliği projesi ve tarımın sürdürülebilirliği açısından büyük bir öneme sahip. Amacımız, doğa ve topraktan alınan verimi artırmaya yönelik çalışmalar yapmak. Özellikle patates tarlalarında verimi artırmak için dronlar kullanarak ürün kalitesinde ve verimde yüzde 10 artış, üretim girdilerinde ise yüzde 15 azalma sağlamayı hedefliyoruz. Ancak, patates fiyatlarının artacağını düşünmeyin; çiftçiler için daha iyi bir çözüm olsa da biz yine de bu durumu kabul ederiz.

Bu projelerin her biri beni çok mutlu ediyor, o yüzden paylaşmak istiyorum. Elbette sizler de benzer çalışmalar yapıyorsunuz, ancak biz “düşündük, yaptık, başardık” diyebilmek için taahhütlerimizin ötesine geçmeliyiz. Çünkü böyle bir yaklaşım, bir ekosistem yaratılmasını sağlıyor. Bu projelerden beş tanesini paylaşmak istiyorum:

İlk olarak, Şok Marketlerde kadınların el emeği ürünlerini satmaya başladık. Bu projeye deprem sonrası başladık. Kadınların ürettiği ürünleri, seçici bir şekilde ayrı olarak sergileyip satışa sunduk ve bu uygulamayı yüzlerce mağazada devam ettiriyoruz. Buradaki ana hedefimiz, kadınların iş gücüne katılımını artırmak.

İkincisi, Super Fresh’ın Tarım ve Orman Bakanlığı’nın desteğiyle başlattığı “Tarımın Kadın Yıldızları” projesi. Bu projeyle, kadın çiftçilerin oranını artırmayı ve fırsat eşitliği sağlamayı hedefliyoruz. Kadın çiftçilerden mal almayı tercih ediyoruz.

Üçüncü proje ise bölgesel bir çalışmadır. Fındık tarımında biyoçeşitlilik çalışmalarına odaklanarak, kadın çiftçilerle birlikte fındık üretimini sürdürülebilir hale getirmeyi amaçlıyoruz. Bu projelerin hepsinde ana odak, sürdürülebilirlik. Örneğin, buğday üretiminde de benzer bir yaklaşım benimsiyoruz. Aliağa Buğdayı gibi özel tohumlar geliştirerek, sulama ihtiyacı olmadan daha verimli ve çorak topraklarda yetişebilen buğdaylar elde etmeye çalışıyoruz.

Yine Afrika’da, kakao aldığımız çiftçilere iyi tarım uygulamaları hakkında eğitimler veriyoruz. Kakao ağacı oldukça ilginç bir bitkidir; çünkü kakao bahçelerde değil, ormanlık alanlarda yetişir. Genellikle kakao ağacı dikildikten sonra, onu korumak için bir muz ağacı da dikilir. Muz ağacı, hızla büyür ve büyük yapraklarıyla kakao ağacını aşırı sıcaklardan korur. Kakao ağacı bir süre sonra büyüyüp ağaç haline gelir ve her yıl 12 ay boyunca meyve verir. Ancak, meyve verme dönemi genellikle belli aylarda yoğunlaşır. İlginç bir şekilde, kakao meyveleri ağacın gövdesi de dahil olmak üzere her yerinden çıkar, bu yüzden kakao ağaçları çok bereketlidir.

Dördüncü proje olarak Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte gerçekleştirdiğimiz ve 6 milyondan fazla çocuğu kapsayan dengeli beslenme projemizden çok fayda sağladık. Bu projeyi gerçekten çok değerli buluyorum. Keşke bizler de ilkokul yıllarımızda bu tür bir eğitim almış olsaydık.

Benim için en önemli proje ise Şok Marketlerde gerçekleştirdiğimiz çocuk kitapları projesi. Herkesin okuması için yılda 10 milyonun üzerinde çocuk kitabı satıyoruz. Sürdürülebilirlik, bizim için çok kıymetli bir konu. Rahmetli babam, ajans dinlerken hep derdi ki, “Oğlum, lafla iş yürümez, önemli olan yapmaktır. Taahhütlerimizin ötesine geçip, somut adımlar atarak gerçek sonuçlar elde etmek gerekir.” Bu söz, bize yol gösteriyor ve projelerimizi hayata geçirirken hep bu anlayışı benimsiyoruz.

80 yılı aşkın süredir faaliyet gösterdiğimiz gıda ve perakende sektöründe geniş bir ekosisteme sahibiz ve toplumun her kesimine dokunuyoruz. Bu sorumluluğun bilinciyle hareket ederek, iş süreçlerimizi daha şeffaf, adil ve sürdürülebilir bir yapıya taşımayı hedefliyoruz. Aldığımız Eşit Ücret Sertifikası, herkese eşit şartlarda ve ayrımcılık yapmaksızın eşit ücret sağlama taahhüdümüzün bir göstergesidir.

Bu sertifika sadece bir belge değil; aynı zamanda istihdamda sürdürülebilirliğin ve toplumsal adaletin temel taşlarından biridir. Çalışanlarımız arasında cinsiyet, yaş, kültür ya da diğer farklar gözetmeksizin eşitlik ilkesiyle hareket ediyoruz. Bu anlayışın işçi-işveren ilişkilerinden sosyal sorumluluk projelerine kadar tüm faaliyetlerimize yansıması gerektiğine inanıyoruz.

Mutluluk ve Sürdürülebilirlik Felsefesi

Bizim felsefemiz basit: “Mutlu et, mutlu ol.” Ancak, başkalarının mutluluğunu öncelemek, kendi mutluluğumuzu bu yaklaşıma bağlı kılmak kolay bir şey değil. Özellikle gençlerin “Ben mutlu değilim” dediği bir dönemde, bu anlayışı yaymak daha da önem kazanıyor. Bu yüzden, herkesin birbirini mutlu edecek adımlar atması gerektiğine inanıyoruz. Bu anlayışı Japonya’dan Amerika’ya, sınırları aşarak tüm kültürlere yaymayı bir görev biliyoruz.

Bu yaklaşım sadece bireysel değil, aynı zamanda kolektif bir mutluluk ve sürdürülebilirlik felsefesini içeriyor. Çünkü biz, niyetimizin öncelikle kar değil, mutluluk ve gelecek nesilleri düşünmek olması gerektiğine inanıyoruz. Bu yaklaşım, sürdürülebilirlik için yalnızca sayılara değil, davranışlara da yansımalıdır.

Paydaşlarımızla birlikte hareket ederek daha sağlıklı, adil ve sürdürülebilir bir gıda sistemi oluşturabileceğimize inanıyoruz.


Makale Kategorisindeki Yazılar
23 Şubat 20156 dk okuma

Hazır Erişte için Zenginleştirilmiş Un Kullanımı

“Global trend, zenginleştirilmiş ürünü savunanların, bu kolay hazırlanan gıdayı tüketen insanlar ar...

21 Kasım 20165 dk okuma

Bisküvi Sektöründe Un Kalitesinin Rolü ve Kalite Kriterlerinin Önceliği

“Tahıl tabanlı yapıya sahip olan bisküvinin, üretim şekli ne olursa olsun birincil bileşeni un yani...

09 Şubat 20224 dk okuma

FRITSCH: Kaliteli lezzetin ilk tercihiyiz