BLOG

Türkiye makarna sanayisinde başarıyı sürdürmek için yeni bir stratejiye ihtiyaç var

20 Mayıs 20266 dk okuma

M. Aykut Göymen
Türkiye Makarna Sanayicileri Derneği Başkanı


Türkiye makarna sanayisi, bugün dünya pazarlarında güçlü bir konuma sahip. Ülkemiz yaklaşık 1,5 milyon tona yakın makarna ihracatı gerçekleştiriyor ve dünya makarna ihracatının yaklaşık yüzde 26’sı Türkiye’deki üreticiler tarafından karşılanıyor. İç piyasada ise yaklaşık 700 bin ton civarında bir tüketim söz konusu. Bu tabloya baktığımızda, toplamda 2,2 milyon tonun üzerinde bir üretim hacminden bahsediyoruz.

Bu başarı tesadüf değil. Türkiye’nin kaliteli makarnalık buğday üretim potansiyeli, sanayicimizin üretim kabiliyeti, ihracat pazarlarına uyum becerisi ve yıllar içinde oluşan tecrübe, sektörümüzü dünya liginde üst sıralara taşıdı. Son 10 yılda makarna ihracatında önemli bir büyüme yakaladık. 2025 yılında yaklaşık 1 milyon 435 bin tonluk ihracat seviyesine ulaştık. Bu, Türk makarna sanayisinin küresel ölçekte ne kadar rekabetçi olduğunu gösteren önemli bir göstergedir.

Ancak bugün geldiğimiz noktada yalnızca geçmiş başarılarla yetinmemiz mümkün değil. Çünkü dünya ticaretinde koşullar değişiyor. Üretim kapasitemiz artıyor, ihracat pazarlarında korumacı eğilimler güçleniyor, rakip ülkelerde yeni yatırımlar devreye giriyor ve ham madde maliyetleri rekabet gücümüz üzerinde daha belirleyici hale geliyor. Bu nedenle sektörümüzün önümüzdeki döneme daha stratejik bir bakış açısıyla hazırlanması gerekiyor.

KAPASİTE ARTIYOR, PAZAR SORUSU DAHA KRİTİK HALE GELİYOR

Türkiye makarna sektörünün kurulu kapasitesi yaklaşık 3,3 milyon ton seviyesindedir. 2025 ve 2026 yıllarında devreye girecek yeni yatırımlar ve üretim hatlarıyla birlikte bu kapasitenin 4 milyon tona yaklaşması bekleniyor. Bu, ilk bakışta sektörümüzün gücünü ortaya koyan olumlu bir gelişme gibi görülebilir. Ancak bu kapasite artışı beraberinde çok önemli bir soruyu da getiriyor: Türkiye mevcut ihracat seviyesinin üzerine çıkabilecek yeni pazarları bulabilecek mi?

Bugün yaklaşık 1,5 milyon tona yakın ihracat yapıyoruz. Bu rakamın daha da üzerine çıkmak elbette sektörümüzün hedefidir. Ancak dünya pazarlarında rekabetin giderek zorlaştığını da görmek zorundayız. Birçok ülke artık kendi iç sanayisini koruma eğiliminde. İthalata yönelik vergiler, yerel üretim yatırımları ve korumacı politikalar, ihracatçı ülkeler için pazara erişimi daha karmaşık hale getiriyor.

Özellikle Afrika kıtasında makarna üretimine yönelik yatırımların sürdüğünü görüyoruz. Üstelik bunlar küçük ölçekli yatırımlar değil; büyük kapasiteli, ciddi üretim potansiyeline sahip yatırımlar. Bu gelişmeler, Türkiye’nin geleneksel ihracat pazarlarında önümüzdeki dönemde daha yoğun bir rekabetle karşılaşabileceğini gösteriyor.

Dolayısıyla artık sadece “ne kadar üretim yapabiliriz?” sorusuna değil, “bu üretimi hangi pazarlara, hangi maliyetle ve hangi rekabet koşulları altında satabiliriz?” sorusuna odaklanmamız gerekiyor.


HAM MADDE MALİYETİ İHRACAT REKABETİNİN MERKEZİNDE

Makarna sanayisinin rekabet gücünü belirleyen en kritik unsurlardan biri ham madde maliyetidir. Türkiye’nin kendi makarnalık buğdayıyla üretim yapması ve bu üretimi ihracata dönüştürmesi stratejik açıdan son derece değerlidir. Ancak bunun sürdürülebilir olabilmesi için üretim maliyetlerimizin dünya ile rekabet edebilir seviyede olması gerekir.

Bugün rakip ülkelerdeki maliyet yapısına baktığımızda Türkiye’nin bazı temel girdilerde dezavantajlı olduğunu görüyoruz. Gübre, mazot ve diğer üretim girdilerindeki yüksek maliyetler çiftçimizin üretim maliyetini artırıyor. Türkiye gübre hammaddesinde dışa bağımlı olduğu için bu maliyet baskısını kısa vadede tamamen ortadan kaldırmak kolay değildir. Ancak bu gerçek, hiçbir şey yapılamayacağı anlamına gelmez.

Tam tersine, çiftçiye verilen desteklerin daha etkin, daha zamanında ve daha hedefli şekilde kurgulanması gerekiyor. Çünkü çiftçinin maliyetini düşürmeden sanayicinin rekabet gücünü artırmak mümkün değildir. Ham madde maliyeti yüksek olduğunda, sanayici uluslararası pazarlarda fiyat tutturmakta zorlanır. Bu da ihracat performansımızı doğrudan etkiler.

Sektör olarak çiftçimizin emeğine ve alın terine saygı duyuyoruz. Yapılan fiyat değerlendirmelerinde çiftçinin üretim maliyetini ve emeğini dikkate almak gerektiğini biliyoruz. Ancak aynı zamanda dünya pazarlarında rekabet ettiğimizi de unutmamalıyız. Bu nedenle üreticiyi koruyan, sanayicinin ham maddeye rekabetçi koşullarda ulaşmasını sağlayan ve ihracat gücümüzü destekleyen dengeli bir modele ihtiyacımız var.

KENDİ HAMMADDESİYLE İHRACAT YAPABİLEN BİR SEKTÖR OLMALIYIZ

Türkiye makarna sanayisi açısından en sağlıklı model, kendi üreticimizin yetiştirdiği kaliteli makarnalık buğdayı işleyerek dünya pazarlarına katma değerli ürün olarak sunabilmektir. Elbette farklı ülkelerden ham madde tedariki teorik olarak mümkündür. Ancak bunun her zaman sürdürülebilir ve güvenilir bir yol olmadığını biliyoruz.

Rusya, Ukrayna veya Kanada gibi ülkelerden ham madde temin etmek, küresel piyasa koşullarına, ihracat vergilerine, navlun maliyetlerine, kur hareketlerine ve ülkelerin kendi iç politikalarına bağlıdır. Bugün uygun görünen bir tedarik kanalı, yarın vergi, kota veya başka bir düzenleme nedeniyle rekabetçi olmaktan çıkabilir. Ayrıca her ülke kendi sanayisini korumak için farklı tedbirler alabilir.

Bu nedenle Türkiye’nin önceliği, kendi tarımsal üretim gücünü korumak ve geliştirmek olmalıdır. Makarnalık buğday üretiminde güçlü kalmak, yalnızca çiftçi açısından değil, sanayi ve ihracat açısından da stratejik öneme sahiptir. Kendi hammaddesiyle üretim yapabilen bir makarna sanayisi, dış şoklara karşı daha dayanıklı olur.

DESTEKLERİN MİKTARI KADAR UYGULAMA ŞEKLİ DE ÖNEMLİ

Çiftçi destekleri, üretim maliyetlerinin dengelenmesi açısından büyük önem taşıyor. Ancak burada sadece destek miktarını değil, desteklerin nasıl uygulandığını da konuşmamız gerekiyor.

Geçmişte bazı destek mekanizmalarında ciddi uygulama sorunları yaşadık. Bu nedenle desteklerin mutlaka müstahsil makbuzuna bağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Müstahsil makbuzuna dayanmayan destekler, sanayici tarafında çok ağır bir operasyonel yük oluşturuyor. Fabrikalarda muhasebe ekipleri binlerce, hatta on binlerce faturayı tek tek işlemek zorunda kalıyor. Tek bir faturadaki hata bile KDV iadesi gibi süreçlerde ciddi sorunlara yol açabiliyor.

Bu durum hem zaman kaybına hem de maliyet artışına neden oluyor. Destek mekanizmalarının sade, denetlenebilir ve uygulanabilir olması gerekir. Müstahsil makbuzuna bağlı bir sistem, hem üretici hem sanayici hem de kamu açısından daha sağlıklı bir yapı sunar.

DESTEKLER ZAMANINDA ÖDENMELİ

Desteklerin bir diğer önemli boyutu da ödeme zamanlamasıdır. Çiftçinin desteğe en fazla ihtiyaç duyduğu dönem üretim dönemidir. Eğer destekler geç ödenirse, üretici maliyet hesabını bu desteği almamış gibi yapmak zorunda kalır. Bu da çiftçinin finansman yükünü artırır.

Geçmiş yılın desteğinin bir sonraki yılın beşinci ayında ödenmesi, çiftçi açısından ciddi bir nakit akışı sorunu yaratır. Oysa çiftçi gübreyi, mazotu, tohumu ve diğer girdileri üretim döneminde almak zorundadır. Bu maliyetlerle karşılaştığı anda destekten yararlanabilmesi, üretim planlaması açısından çok daha anlamlıdır.

Bu nedenle desteklerin hem miktar hem de zamanlama açısından yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Zamanında ödenen destek, üreticinin maliyet baskısını azaltır; dolaylı olarak sanayinin rekabetçi ham maddeye erişimini de destekler.


PAZARLARDA KORUMACILIK ARTIYOR

Türkiye makarna sanayisinin önündeki bir diğer önemli risk, ihracat pazarlarında artan korumacılıktır. Bazı ülkeler kendi fabrikalarını kuruyor, bazıları ithalata vergi getiriyor, bazıları ise yerli üretimi teşvik eden politikalar uyguluyor. Bu durum, ihracatçı ülkeler açısından pazara erişimi zorlaştırıyor.

Irak örneği bu açıdan dikkat çekicidir. Bir pazarda uzun süre güçlü olabilirsiniz; ancak o ülke kendi üretim kapasitesini kurduğunda veya ithalata yönelik tedbirler aldığında, mevcut ticaret dengesi değişebilir. Benzer bir tablo makarna sektörü için de gündeme gelebilir.

Bu nedenle ihracat stratejimizi sadece mevcut pazarlar üzerine kurmak yeterli değildir. Pazar çeşitliliğini artırmalı, yeni coğrafyalarda fırsatları izlemeli ve rekabet avantajımızı koruyacak maliyet yapısını güçlendirmeliyiz.

BAŞARININ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ ORTAK AKLA BAĞLI

Türkiye makarna sanayisi bugün güçlü bir noktadadır. Dünya ihracatındaki payımız, üretim kapasitemiz ve sanayi tecrübemiz bunu açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu gücün sürdürülebilir olması için üretici, sanayici ve kamu politikalarının aynı hedef doğrultusunda hareket etmesi gerekiyor.

Çiftçinin üretimden kopmaması, makarnalık buğday üretiminin korunması, sanayicinin rekabetçi ham maddeye erişebilmesi ve ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi birlikte ele alınmalıdır. Bu başlıklardan herhangi birinde yaşanacak aksama, sektörün tamamını etkiler.

Bugün ihtiyacımız olan şey, kısa vadeli çözümlerden çok uzun vadeli bir stratejidir. Türkiye makarna sanayisi sadece bugünkü ihracat başarısını korumayı değil, önümüzdeki yıllarda küresel rekabet koşullarına daha güçlü hazırlanmayı hedeflemelidir.

Doğru planlama, etkin destek mekanizmaları, rekabetçi üretim maliyetleri ve güçlü pazar stratejisiyle Türkiye, makarna ihracatındaki lider konumunu sürdürebilir. Ancak bunun için bugünden hareket etmek ve sektörün yapısal ihtiyaçlarını bütüncül bir bakış açısıyla ele almak zorundayız.

Etiketler
#Aykut Göymen
Makale Kategorisindeki Yazılar
24 Aralık 20136 dk okuma

Ekmek Fabrikası Yatırımı, Yatırım Fizibilitesi ve Yönetimi

Gürsel ERBAP Genel Müdür Doruk Marmara Un Sanayiciliği A.Ş. Bugün her sofranın aranılan gıda m...

31 Aralık 20212 dk okuma

Makineleşmenin ülkemize ve tarıma yansımaları