BLOG

Peter Lloyd: Değirmencilikle geçen bir ömür, geleceğe uzanan bir rehber

13 Nisan 202616 dk okuma

Röportaj: Namık kemal Parlak


U.S. Wheat Associates Bölgesel Direktörü Peter Lloyd BBM Dergisi’ne verdiği özel röportajda, un değirmenciliğinde geçen yaklaşık elli yıllık kariyerini, sektörün kuşaklar boyunca geçirdiği dönüşüm içinde edindiği dersleri, benimsediği değerleri ve pratik içgörüleri okuyucularımızla paylaşıyor. Teknik bilgeliği insani bir bakışla harmanlayan değerlendirmeleri, değirmencilik zanaatına saygı duruşunda bulunmakla kalmıyor, aynı zamanda sektörü geleceğe taşıyacak yeni nesil için de yol gösterici bir rehber sunuyor.

Yaklaşık yarım asırdır Peter Lloyd, un değirmenciliğinde gelenek, teknoloji ve insan uzmanlığının kesişim noktasında yer alıyor. Yakın zamanda IAOM MEA tarafından “Yılın Değirmencisi” ödülüne layık görülen Lloyd, sektörün en saygın teknik otoritelerinden biri olarak kabul ediliyor. Nairobi’de babasıyla birlikte değirmene yaptığı çocukluk ziyaretlerinden Afrika, Avrupa ve ötesine uzanan onlarca yıllık profesyonel yolculuğuna kadar, kariyerinin her aşaması değirmencilik sektörünün geçirdiği dönüşümü de yansıtıyor.

Peter Lloyd, Bölgesel Direktör, U.S. Wheat Associates

Lloyd, sektörü mekanik sistemlerle çalışan tesislerden yüksek düzeyde otomasyonla yönetilen, dijital olarak izlenen ve veri yoğun operasyonlara evrilirken yakından görmüş bir ismin berraklığıyla konuşuyor; ancak bu dönüşüm içinde işin insani özünü hiçbir zaman gözden kaçırmıyor. Kendi ifadesiyle, “Değirmencilik insan işidir.” Teknik disiplini ile pratik yaklaşımını aynı anda yansıtan bir başka sözünde ise şunu vurguluyor: “Değirmeni değirmenci yönetmeli, değirmen değirmenciyi değil.”

Bu nedenle bu söyleşi, teknik bir röportaj olmanın ötesine geçiyor. Bu metin, kariyeri kuşaklar boyunca değişime tanıklık etmiş, gözlemleri hem tarihsel derinlik hem de pratik bilgelik sunan bir değirmenciye ithaf niteliği taşıyor. Lloyd yalnızca bir mühendis, yönetici ve teknik lider olarak değil, aynı zamanda yıllar boyunca karmaşıklığı anlaşılır kılmaya çalışan bir eğitmen olarak da konuşuyor. Onun değerlendirmeleri makinelerin, akım şemalarının ve randıman oranlarının ötesine geçerek bir değirmenin başarısını belirleyen daha derin unsurlara odaklanıyor: disiplin, merak, eğitim, tutarlılık ve insana duyulan saygı.

Sektörün otomasyon, konsolidasyon, dijitalleşme ve yapay zekâ ile yeniden şekillendiği bir dönemde Lloyd’un perspektifi, değirmenciliğin nereden geldiğinin kaydı olduğu kadar nereye gitmesi gerektiğine dair de güçlü bir kılavuz işlevi görüyor. Bu anlamda bu röportaj, yalnızca seçkin bir kariyerin hikâyesi değil; aynı zamanda sektörü geleceğe taşıyacak yeni nesil değirmenciler için değerli bir yol haritası.

Sayın Lloyd, çok farklı kıtalarda ve birbirinden oldukça farklı piyasa koşullarında, değirmencilikte neredeyse elli yıl geçirdiniz. Sektördeki ilk yıllarınıza döndüğünüzde, sizi ilk olarak un değirmenciliğine çeken neydi ve bu tutkuyu bugüne kadar canlı tutan şey ne oldu?

Benim değirmencilik kariyerim çok erken yaşlarda, hafta sonları babamla birlikte Nairobi’deki değirmene gitmemle başladı. Sistemlerin karmaşıklığı beni büyülemişti; o günlerde hâlâ hat milleri kullanılıyordu. Ayrıca babamla birlikte şirketin Nakuru ve Eldoret’teki taşra değirmenlerine de giderdim. İlgi işte böyle başladı.

Eğitimimi tamamladıktan sonra İngiltere ve Güney Afrika’da Henry Simon Ltd. bünyesinde 10 yıl çalıştım; Birleşik Krallık, İrlanda, Nijerya, Güney Afrika, Malavi, Zambiya, Uganda ve Kenya’da değirmenlerin devreye alınmasında görev aldım. Değirmen mühendisliği işi bana son derece ilgi çekici geliyordu. Güney Afrika’da kariyerim boyunca benimle kalan bazı dersler öğrendim. O dönemde satış tarafında çalışıyordum ve bir değirmen satma fırsatı yakalamıştım. Geri döndüğümde başmühendisimiz bana, “Sen sattın, şimdi mühendisliğini de sen yapacaksın” dedi; daha sonra da, “Mühendisliğini yaptın; şimdi kur, devreye al ve alıcıya teslim et” diye ekledi. Bu sayede çok az insanın yaşama şansı bulabildiği, sürecin tamamını kapsayan bir deneyim kazandım. Bunun yanı sıra, 2 km’lik demiryolu hattına sahip 55 bin tonluk beton silo kompleksini inşa eden bir konsorsiyumun da parçasıydık. Böylece un değirmenciliğinin başlangıç tarafını, yani yukarı akışını da görme fırsatı buldum. Sanırım değirmenciliğin sanatına duyduğum ilginin, tutkumu ilk etapta canlı tutan unsur olduğunu söyleyebilirim. Öğretme sevgisi ise daha sonra gelişti.


Aileniz sayesinde değirmencilik işine yakın bir ortamda büyüdünüz; ardından tesis düzeyindeki teknik çalışmalardan küresel teknik liderliğe uzanan bir kariyer inşa ettiniz. O ilk deneyimler, size değirmenciliğin makineler ve proses akışlarının ötesinde gerçekte ne olduğunu nasıl öğretti?

Sanırım bunun temeli, un değirmenciliğinin farklı parçaları arasındaki etkileşimi erken dönemde görebilmemdi: bir tarafta tahıl lojistiği, depolama ve farklı buğdayların doğal nitelikleri; diğer tarafta ise nihai ürün işleme süreçleri. Bunların tamamı kalite kontrolün ve bu ortamda çalışma şansı olanlar için kalite güvencenin gözetiminde yürütülür. Hepsi birbirine bağlıdır ve en iyi şekilde işleyebilmeleri için eğitimli ve motive çalışanlara ihtiyaç duyar.

Değirmencilik insan işidir; merak ve karmaşık sistemlere duyulan ilgiyle beslenir, başarı hedefi doğrultusunda disiplin ve kaliteyle yürür. Bir değirmen, ancak parçalarının toplamı kadar iyidir: insanlar, makineler ve sistemler. Ben, bir değirmendeki en büyük varlığın insanlar olduğuna inanıyorum. İyi eğitilmiş, motive bir ekip eski bir değirmende dahi kârlı ve yüksek kaliteli un üretebilir. Buna karşılık, motive olmayan ve eğitimsiz bir ekip, en yeni ve en ileri teknolojili değirmende bile kârlı ve yüksek kaliteli un üretemez.

Botsvana’da çalıştığım dönemde motivasyonun gücünü yakından görme şansım oldu. Çalıştığım şirketin son derece vizyoner bir insan kaynakları departmanı vardı ve bu ekip değirmenlerde ve toptan satış operasyonlarında çok etkileyici uygulamaları hayata geçirdi. Bu uygulamalar, şirketin o dönemde Johannesburg Borsası’nda en hızlı büyüyen şirket haline gelmesine katkı sağladı. Tüm daimi çalışanlar şirketin hissedarıydı. O erken yıllardan çıkardığım en büyük derslerden biri şuydu: İyi tasarlanmış ekipmanlar ve kusursuz akım şemaları, ancak o değirmeni işleten insanlar kadar değerlidir.

DEĞİRMENCİLİKLE GEÇEN BİR ÖMRÜN ALTIN KURALLARI

Ailenizle birlikte sektörün içinde geçirdiğiniz o ilk yıllara baktığınızda, bugün hâlâ genç değirmencilerle paylaştığınız belirli bir “altın kural” ya da size aktarılan bir hayat dersi var mı?

Harry Lloyd, oğlu Peter Lloyd'u
değirmencilik dünyasıyla ilk kez Nairobi'deki
aile değirmenlerine çocukken yaptığı ziyaretler
aracılığıyla tanıştırdı.
Harry Lloyd 1982 yılında vefat etti,
ancak verdiği dersler ve bıraktığı etki,
Peter Lloyd'un un değirmenciliğindeki
hayat boyu sürecek yolculuğunu
şekillendirmeye devam etti.

Rahmetli babam bir keresinde bana şöyle demişti: “Her gün yeni bir şey öğren; ne kadar küçük olursa olsun. Değirmencilik hakkında her şeyi bildiğini düşündüğün gün, git başka bir iş yap, çünkü zihnin kapanmış demektir.”

“Değirmende yeri süpüren adam, problemli bölgelerin nerede olduğunu en iyi bilendir; çünkü oraları o temizler.”

“Tempering ya da tavlama-koşullandırma işlemin doğruysa rahat bir hayat yaşarsın. Doğru değilse değirmende bir sorundan diğerine koşturup durursun.”

Ve hayatımda çalıştığım en iyi yöneticiden duyduğum şu söz: “Siz teknikçiler değirmen finansını çok zayıf anlıyorsunuz. Organizasyon içinde daha üst kademelere çıkmak istiyorsanız değirmen finansını anlamanız gerekir. Muhasebeci olmanız gerektiğini söylemiyorum; ama yatırımın geri dönüşü ve finansal tablolar gibi kavramları anlayabilmeniz gerekir.”

İYİ YÖNETİLEN BİR DEĞİRMENİN EVRENSEL PRENSİPLERİ

Yıllar boyunca birçok farklı ülkede değirmen tasarladınız, devreye aldınız, yönettiniz ve teknik destek sundunuz. Tüm bu deneyimler ışığında, coğrafyadan bağımsız olarak iyi yönetilen bir un değirmeninin evrensel prensipleri nelerdir?

  •  Talep edilen nihai ürün tiplerine uygun, iyi tasarlanmış bir akım şeması. Bunun başlangıç noktası, değirmenden beklenen un granülasyonu ve kalite parametrelerinin, ayrıca bu unu üretmek için ihtiyaç duyulan buğdayın net biçimde anlaşılmasıdır. Değirmenin ömrü boyunca bir ya da iki ilave valsin maliyeti, o valslere sahip olmamanın yaratacağı maliyetle kıyaslandığında görece önemsizdir.
  •  Sağlam inşa edilmiş, güvenilir değirmencilik ekipmanları. Değirmeni değirmenci yönetmeli, değirmen değirmenciyi değil. En ucuz ekipman çoğu zaman en iyi seçenek değildir. Ekipman tedarikçisiyle sözleşme imzalamak evlilik gibidir; önünüzdeki 10 ila 20 yıl boyunca birlikte yaşarsınız.
  •  Tutarlı buğday kalitesi. Fırıncı müşteriler her şeyden önce un kalitesindeki istikrarı önemser.
  •  İyi eğitilmiş, motive değirmen personeli. “Ucuza çalıştırırsan kalifiye insan bulamazsın.”
  •  Değirmen personelinin değer verdiği bir şirkete ait hissetmesi ve şirket tarafından görüldüğünü, önemsendiğini bilmesi gerekir. Çalışanlarla ortaklık anlayışıyla hareket etmek gerçekten çok iyi sonuç verir.

Hem tesis içi deneyim hem de teknik analizle şekillenmiş bir kariyer: Peter Lloyd uzmanlığını değirmenler, laboratuvarlar ve müşteri odaklı uygulamalar genelinde inşa etti.

MODERN DEĞİRMENCİNİN DEĞİŞEN PROFİLİ

Kuzey Afrika, Orta Doğu, Asya, Avrupa ve daha birçok bölgede değirmencilerle çalıştınız. Sizce son 30-40 yılda başarılı değirmencinin profili nasıl değişti?

1970’li yıllarda günlük 300 ton kapasiteli bir değirmen büyük sayılırken, o günden bu yana değirmenler çok daha büyük ve karmaşık hale geldi. 2026 yılına geldiğimizde, toplam kapasitesi 4.500 ton/güne ulaşan çok hatlı değirmenler görüyoruz; bunların bazıları tüm operasyonu yalnızca dört kişiyle yürütebiliyor. Bana göre herhangi bir değirmen için en önemli gereklilik, değirmencilerin temel düzeyde sağlam bir eğitim almış olmasıdır. Güçlü bir temeli olmayan bir kişiyi, çok hatlı ve otomatik bir un değirmeninde başdeğirmenci haline getirmek mümkün değildir.

Günümüz değirmencilerinin hâlâ bir yönüyle sanatçı, bir yönüyle bilim insanı, bir yönüyle laboratuvar teknisyeni ve bir yönüyle eğitmen olmaları gerekiyor. Ancak artık otomasyon ve yapay zekâ gibi yeni teknolojilere uyum sağlayabilmeleri de şart. Böyle bir ortamda sağlam değirmencilik temeline sahip olmak ve doğal bir merak duygusunu korumak her zamankinden daha önemlidir.

Bugünün vardiya değirmencileri, milyonlarca dolarlık un değirmenlerini işletmekten, her yıl milyonlarca dolarlık hammaddeyi öğütmekten, renk ayırıcılar ve çevrim içi kalite kontrol ekipmanları gibi babalarımızın ve büyükbabalarımızın erişemediği teknolojileri kullanmaktan ve küresel sertifikasyon standartlarına göre işleyen Kurumsal Kaynak Planlama (ERP) sistemleri içinde çalışmaktan sorumludur.

Her un değirmeninin kârlılığı, geçmişte olduğu gibi bugün de belli ölçüde değirmendeki ekipman ayarları tarafından belirlenir; ancak artık ölçek çok daha büyüktür. 


Benim deneyimime göre, dünyada gerekli temel eğitimi almış değirmenci açığı var ve bundan daha da kritik olan, hem temel eğitime hem de deneyime sahip insan açığıdır. Bazı kişiler için aslında aynı bir yıllık deneyim yirmi kez tekrarlanmıştır; bu, yirmi yıllık gerçek deneyim anlamına gelmez. Bugün değirmen personelinin dikkatle seçilmesi kritik önemdedir. Bilgisini paylaşacak ve çalışma arkadaşlarına mentorluk yapacak kişileri kadroya katmak ise ayrıca önemlidir.

En iyi değirmencilere sahip değirmenler, bugün 40 yıl öncesine kıyasla daha da fazla personel transferinin hedefi haline geliyor. Bu da insan kaynakları departmanları için ciddi bir zorluk yaratıyor. Benim tavsiyem, ihtiyaç duyacağınızı düşündüğünüzün iki katı kadar insan yetiştirmenizdir. Ayrıca şirketinizin gelecekteki personel ihtiyacını güvence altına almak için iyi bir eğitim kurumuna erişiminiz olmalıdır.

TEKNOLOJİ DEĞİRMENCİLİĞİ NASIL DÖNÜŞTÜRDÜ?

Sektöre ilk girdiğinizde değirmencilik daha mekanikti, daha çok deneyime dayanıyordu ve pek çok durumda veri yoğunluğu daha düşüktü. Bugün ise otomasyon, dijitalleşme, analitik, izlenebilirlik ve akıllı değirmencilikten söz ediyoruz. Kariyeriniz boyunca sektörün geçirdiği en derin dönüşüm sizce ne oldu?

Benim gördüğüm en büyük değişim, elektroniğin un değirmenciliği ile birleşmesi oldu. Sektörün tamamen mekanik bir yapıdan, bütünüyle otomatik “karanlık fabrika” tipi un değirmenlerine geçtiğini gördük. Günlük üretim raporlarından anlık randıman ve kalite verilerine, fan yataklarının ne zaman değiştirilmesi gerektiğini söyleyen ERP sistemlerine kadar büyük bir dönüşüm yaşandı.

Ben ilk kez 1984 yılında Botsvana’da kişisel bilgisayar kullandım ve bunun çok önemli bir şeye dönüşeceğini hissetmiştim. Fakat 20 yıl içinde tartım sistemlerinin bundan daha yüksek işlem gücüne sahip olacağını elbette tahmin etmiyordum.

Bugün Fas’ta, ülke genelindeki yaklaşık 130 sanayi tipi değirmenden 25 ila 30’u günlük 200 ton ve üzeri kapasiteye sahip büyük endüstriyel un değirmenlerinden oluşuyor. Bu büyük değirmenler ülkenin toplam öğütme kapasitesinin büyük kısmını temsil ediyor ve altı büyük grup tarafından domine ediliyor. Öğütme kapasitesindeki bu konsolidasyon, bölgemizin genelinde gördüğümüz bir eğilim. Büyük değirmenler daha da büyüyor ve sayıları azalıyor. İç bölgelerdeki değirmenler, daha düşük taşıma maliyetleri nedeniyle kıyı bölgelerinde kurulan değirmenler karşısında geriliyor. Geleneksel küçük ölçekli değirmencilik sektörü ise gıda güvenliğine verilen ulusal önemin artması nedeniyle baskı altında.

Çin örneğine baktığımızda, günlük 500 tonun üzerinde kapasiteye sahip 2.500’den fazla değirmen görüyoruz; ton başına en düşük ekipman maliyeti bazı bölgelerde günlük 1.100 ton seviyesinde. Dünyanın diğer bölgelerinde bu rakam 750 ton/gün düzeyinde.

Sektördeki konsolidasyon, işletme sayısını azaltırken verimliliği, ölçeği ve teknolojik kapasiteyi artırdı; aynı zamanda pazar yoğunlaşmasını yükseltti ve sermaye yoğunluğu ile nitelikli insan kaynağına daha fazla vurgu yapılmasına yol açtı.

Dolayısıyla, kariyerim boyunca sektörümüzde yaşanan üç temel dönüşümün teknoloji, konsolidasyon ve ölçek olduğunu söyleyebilirim.

DEĞİRMEN KÂRLILIĞINI AŞINDIRAN HATALAR

Siz sık sık teknik desteğin gerçek değerinin teorik optimizasyon değil, bir değirmenin kârlılığını artırmak olduğunu vurguluyorsunuz. Size göre değirmenlerin tam kârlılık potansiyeline ulaşmasını hâlâ engelleyen en yaygın teknik ya da yönetsel hatalar nelerdir?

Benim gördüğüm en büyük hata, buğdayın FOB maliyetine odaklanılmasıdır. Oysa buğdayın gerçek maliyeti, 1. kırma aşamasına ulaşmış, yani temizleme ve kondisyonlama işlemleri tamamlanmış buğdayın maliyetidir. Buğday maliyetleri karşılaştırılırken insanlar çoğu zaman protein raporlamasında kullanılan nem bazındaki farklılıkları gözden kaçırıyor. Sağlıklı bir kıyaslama için gerçekten aynı şeyi aynı şeyle karşılaştırmak şarttır. Protein/gluten kalitesi yerine protein/gluten miktarına odaklanmak, potansiyel faydayı azaltabilir. Çünkü tahıl ticareti protein miktarı üzerinden yapılırken müşteri memnuniyeti protein/gluten kalitesi üzerinden şekillenir.

Bunun ardından gördüğüm bir diğer hata, kirli buğday randımanının değirmencinin performans göstergesi olarak kullanılmasıdır. Oysa bu, aslında şirketin satın alma verimliliğinin göstergesidir. Değirmencinin gerçek performans ölçütü temiz buğday randımanıdır.

İthalat yapan şirketler için buğday nemi büyük önem taşır; çünkü dünyanın en kurak ülkelerinde bile suyun maliyeti buğdaydan daha düşüktür. Yurt içinde düzeltilebilecek bir nem oranı için yurt dışından su taşımaya, bunun navlununu ve vergisini ödemeye gerek yoktur.

Bir başka önemli hata da, birçok değirmende personelin şirketin kârlılığının temel unsurlarından biri olarak değil, adeta zorunlu bir yük gibi görülmesidir. Oysa çalışanlara iyi davranmanın yatırım getirisi son derece yüksektir; bunu bizzat gördüm.

Son olarak, ziyaret ettiğim ve yeterince başarılı olamayan pek çok değirmende, aslında değirmencinin değirmeni yönetmediğini, tersine değirmenin değirmenciyi yönettiğini görüyorum. Bunun nedeni çoğunlukla, değirmenden asla tasarlanmadığı bir işi yapmasının beklenmesi ya da zayıf bakım nedeniyle artık bu işi yapabilecek durumda olmamasıdır.


‘TAM ZAMANINDA’ MODELİNDEN ‘HER İHTİMALE KARŞI’ YAKLAŞIMINA

Uzun yıllardır müşterilerinize buğday maliyeti, unun fonksiyonelliği ve toplam kârlılık arasındaki dengeyi anlamaları konusunda destek veriyorsunuz. Bugünün oynak tahıl piyasaları ve artan operasyonel baskıları altında, değirmenciler buğday satın alma kararlarını daha stratejik olarak nasıl ele almalı?

COVID-19 dünyayı altüst etmeden önce eğilim çok net biçimde tam zamanında lojistik yönündeydi. Değirmencilikte buğdaysız kalmak affedilmez bir hatadır. Bugün ise tam zamanında yaklaşımından, her ihtimale karşı stok bulundurma anlayışına geçiş görüyoruz. Değirmenler artık daha büyük stoklar taşıyor ve depolama kapasitelerini artırıyor. 1970’lerde bir değirmenin 90 günlük buğday stoku bulundurması olağandı; bugün ise birçok ülkede 30 ila 40 gün daha tipik hale geldi. Bu durum elbette risk içeriyor. Suudi Arabistan gibi bazı ülkelerde ise COVID benzeri küresel şoklara karşı tampon görevi gören stratejik devlet stoklarına daha fazla önem verilmeye başlandı. Devlet müdahalesi olmadan bu, çoğu değirmen için mümkün değil.

Bazı değirmenler tedarikçileriyle yıllık anlaşmalar yapıyor ve bu oldukça iyi bir uygulama; çünkü hem satıcıya hem alıcıya görünürlük sağlıyor, dolayısıyla iki taraf için de uygun maliyet avantajları yaratıyor.

Riskten korunma, hem tahıl ticaretinde hem de ithal buğdaya bağlı kur riskinde çok önemli bir kavramdır. Saygın tahıl tüccarlarının çoğu, tek seferlik fırsatçı işlemlerden ziyade uzun vadeli ve tekrarlayan iş ilişkilerine önem verir. Esas işleri budur. Onlarla ortaklık kurun ve daha iyi satın alma yapmayı onlardan öğrenin.

On yıllar boyunca bazı değirmenlerin büyüyüp güçlendiğini, bazılarının ise zorlandığını gördünüz. Size göre değirmencilik operasyonlarında hâlâ gereğince dikkate alınmayan ya da değeri teslim edilmeyen performans göstergeleri hangileri?

Borç oranı, borç/özsermaye oranı, cari oran, asit-test oranı, yatırımın geri dönüşü ve özsermaye kârlılığı gibi klasik hızlı oranların yanı sıra; kirli buğday randımanı, temiz buğday randımanı ve nihai ürün randımanını da mutlaka dikkate almalıyız. Pek çok durumda değirmen kapasite kullanımına hak ettiği önem verilmiyor. Oysa randıman oranları ve kapasite kullanımı, değirmenin kârlılığını ciddi biçimde etkiler.

Benzer şekilde, bir değirmenin toplam kredi yükü ile buğday ya da un stoklarını taşımanın maliyeti, başka açılardan iyi yönetilen bir değirmeni bile zorlayabilir. Vadeli satışları azaltıp bunların yerine indirim yapıları koymak çok kârlı olabilir.

Aynı biçimde, tüm değirmenciler zaman faktörünün hesaplamalar üzerindeki etkisini yeterince dikkate almıyor. “Peşin satış” denilen bir işlem, evrak süreci tamamlanana kadar gerçekte 30 günü bulabiliyor. Kağıt belge yerine teslimat anında elektronik transfer kullanmak, değirmenin nakit akışı üzerinde çok büyük fark yaratabilir.

Son olarak, personel devir hızı her zaman bir değirmenin sağlığını gösteren sessiz bir göstergedir. Çalışmak için en mutlu ve aynı zamanda en başarılı değirmenlerin bazılarında personel devir oranı da en düşüktür. Değirmencilerinize iyi bakın; bunun yatırım getirisi çok yüksektir.

YAPAY ZEKÂ BAŞDEĞİRMENCİNİN YERİNİ ALABİLİR Mİ?

Geleneksel değirmencilik yöntemleri ile Endüstri 4.0 ve yapay zekâ entegrasyonu arasında giderek güçlenen bir köprü görüyoruz. Sizce dijitalleşme ve otomasyon, bir başdeğirmencinin sezgisinin ve onlarca yıllık deneyiminin yerini bir gün alabilir mi?

1979 yılında Norveç’te ilk otomatik “karanlık fabrika” değirmenini kurduğumuz zamanı hatırlıyorum. O zaman için devrim niteliğindeydi; bugün ise bu tür değirmenler sıradan hale geldi. Dijitalleşme ve otomasyon, bu tesislerin çalışabilmesinin tek yolu. Daha önce de sözünü ettiğim gibi, Çin’in Xiamen kentinde ziyaret ettiğim günlük 4.000 tonluk değirmen, paketleme, paletleme ve dikey depoyu da kapsayacak şekilde tüm tesisi yalnızca dört personelle çok başarılı biçimde işletiyor. Bu bilim kurgu değil; bugünümüzün gerçeği.

Kendi deneyimimden söyleyebilirim ki yapay zekâ benim için son derece faydalı bir yardımcı oldu; daha fazlasını, daha hızlı ve daha iyi yapmamı sağladı. Peki, bu bir gün başdeğirmencinin yerini alır mı? Umarım almaz, kendi iyiliğimiz için. Ancak şunu görüyorum: Yapay zekâ ve otomasyon, başdeğirmencilerin çok büyük değirmenleri daha az insanla yönetmesine imkân tanıyacak; böylece o dört kişilik kadronun ikisi başdeğirmenci ile vardiya değirmencisi olacak.

Yapay zekâ bir gün başdeğirmencinin yerini alabilir; ama umarım ben öldükten ve toprağa verildikten sonra. Ve umarım o sırada ben de cennette su değirmeni işletiyor olurum.

GELECEĞİN DEĞİRMENCİLİK LİDERLERİNİN TEMEL NİTELİKLERİ

Yarının değirmenlerine liderlik edecek yeni neslin sahip olması gereken temel beceriler ve zihniyetler sizce nelerdir?

Bana göre:

  •  Tanınmış değirmencilik eğitim merkezlerinden birinden alınmış temel düzey un değirmenciliği eğitimi ön koşuldur.
  •  Bilgisayar ve teknolojiye yüksek düzeyde aşinalık, buna yapay zekâ konusunda belli bir deneyim de dahildir.
  •  Doğal bir merak duygusu.
  •  Değirmendeki sorunları hızlı ve etkili biçimde teşhis edebilme yeteneği.
  •  Güçlü takım çalışması becerileri.
  •  Tercihen doğal bir eğitmen içgüdüsü.
  •  Hassasiyet ve özdisipline yatkınlık.
  •  Kendi kendine inisiyatif alabilen bir yapı.

Bunların doğrudan akademik profille ilgili olmadığının farkındayım; ancak bu konu zaten ilk maddede, yani temel eğitim şartında karşılığını buluyor. O süreç, değirmencilik kariyerine uygun olanlarla olmayanları zaten ayırıyor.

GENÇ DEĞİRMENCİLERE BİR USTADAN TAVSİYELER

Bugün sektöre adım atan genç bir değirmencilik mühendisine ya da un teknolojisine ne tavsiye edersiniz?

  •  Un değirmenciliğinin harika dünyasına hoş geldiniz gençler. Bu kariyer beni dünyanın dört bir yanına götürdü; bana hayal ettiğimin çok ötesinde ülkeler ve kültürler görme fırsatı verdi.
  •  Her gün yeni bir şey öğrenin; ne kadar küçük olursa olsun. Değirmencilik hakkında her şeyi bildiğinizi düşündüğünüz gün, gidin başka bir iş yapın; çünkü zihniniz kapanmış demektir.
  •  Değirmende yeri süpüren kişi, problemli alanların nerede olduğunu en iyi bilir; çünkü oraları o temizler.
  •  Tempering ya da tavlama-koşullandırma işleminiz doğruysa rahat edersiniz. Doğru değilse değirmende bir problemden diğerine koşup durursunuz.
  •  Siz teknik insanlar değirmen finansını çok zayıf anlıyorsunuz. Organizasyon içinde yükselmek istiyorsanız değirmen finansını anlamanız gerekir. Muhasebeci olmanız gerektiğini söylemiyorum; ama yatırımın geri dönüşü kavramını bilmeniz, finansal tabloların şirket hakkında ne anlattığını okuyup anlayabilmeniz gerekir.
  •  Değirmeni değirmenci yönetmeli, değirmen değirmenciyi değil.
  •  Un müşterileri her şeyden önce istikrarı önemser.

DEĞİRMENCİLİĞİN KALICI İNSANİ ÖZÜ

Son olarak, bunca yolculuk, değirmen, proje, eğitim ve tanıştığınız insanlardan sonra küresel un değirmenciliğinin geleceği konusunda size bugün hâlâ umut veren şey nedir?

Bana umut veren şey şu: Bugün gördüğümüz tüm teknolojiye, ölçeğe ve konsolidasyona rağmen un değirmenciliği özünde hâlâ bir insan işi olmayı sürdürüyor. Dünyanın dört bir yanında meraklı, disiplinli ve yaptığı işle gerçekten gurur duyan genç değirmenciler, mühendisler ve fırıncılarla karşılaşmaya devam ediyorum. Sağlam bir temel eğitim; modern araçlar, otomasyon, dijital kalite sistemleri ve artık yapay zekâ ile birleştiğinde, daha güvenli, daha verimli ve çok daha tutarlı değirmenler görüyoruz. Bu sektör değişime her zaman uyum sağladı; bugün de yine aynı şeyi yapıyor. İnsanlara yatırım yapmaya, bilgiyi cömertçe paylaşmaya ve bize emanet edilen hammaddeye saygı göstermeye devam ettiğimiz sürece, un değirmenciliğinin gelecek nesiller için de hayati, sürdürülebilir ve tatmin edici bir sektör olmaya devam edeceğine inanıyorum.

Röportaj Kategorisindeki Yazılar