Hububat Tedarikçileri Derneği (HUBUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Erbap, Türkiye’de buğday üretiminde geçen yıla göre yaklaşık yüzde 20, arpada ise yüzde 35-37 artış beklediklerini söyledi. Erbap, olumlu yağışların üretim beklentilerini güçlendirdiğini ancak finansman maliyetleri, üretici fiyatı, prim desteği, ihracattaki gerileme ve atıl kapasitenin sektörün ana gündem başlıkları olmaya devam ettiğini vurguladı.
Gürsel Erbap
HUBUDER Yönetim Kurulu Başkanı
Türkiye hububat sektörü, hasat sezonuna yaklaşırken bir yandan güçlü üretim beklentilerine, diğer yandan maliyet, finansman ve ihracat pazarlarındaki daralmaya odaklanmış durumda. Bloomberg HT'de yayınlanan Tarım Analiz programında İrfan Donat’ın sorularını yanıtlayan HUBUDER Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Erbap, 2026 sezonuna ilişkin ilk göstergelerin buğday ve arpada olumlu bir tabloya işaret ettiğini söyledi. Erbap, yağışların hem Türkiye’de hem de dünyada üretim beklentilerini desteklediğini belirterek, “Bütün göstergeler bu senenin rekor bir üretim senesi olabileceğini gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu. Ancak hububat piyasasında nihai tablonun ürün depoya girene kadar kesinleşmeyeceğine de dikkat çekti.
YAĞIŞLAR ÜRETİM BEKLENTİSİNİ GÜÇLENDİRDİ
Türkiye genelinde mart ayında yağışlar normaline göre yüzde 33, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 100’ün üzerinde artış gösterdi. Ekim 2025-Mart 2026 dönemini kapsayan su yılında da yağışlar normalin yüzde 25, geçen yılın ise yüzde 87 üzerinde gerçekleşti.
Erbap, bu yağışların özellikle kışlık ekilişler açısından kritik önem taşıdığını belirterek, Türkiye’de buğday üretiminde geçen yıla göre yaklaşık yüzde 20 artış beklediklerini ifade etti. Arpada ise artış beklentisinin yüzde 35-37 seviyesinde olduğunu söyledi.
Son 5-10 yıllık ortalamalara göre de üretimde yüzde 5-10 aralığında bir artış beklediklerini dile getiren Erbap, mayıs yağışlarının hâlâ belirleyici olacağını vurguladı. Buğdayda 22 milyon ton seviyelerinin konuşulduğuna dikkat çeken Erbap, “Depoya girmeden net konuşmak zor ama göstergeler rekor bir üretim senesine işaret ediyor,” mesajı verdi.
Buğday ve arpada güçlü beklentilere karşın mısırda farklı bir tablo bulunduğunu belirten Erbap, su kısıtı nedeniyle mısır üretiminde yüzde 5-10 aralığında düşüş beklendiğini söyledi. Mısırın sulama ihtiyacı yüksek bir ürün olduğuna dikkat çeken Erbap, suyun daha verimli kullanılabileceği alanlara yönlendirilmesinin doğru bir yaklaşım olduğunu ifade etti.
Nisan ayı içinde açılan 3 milyon tonluk mısır ithalat kontenjanını da değerlendiren Erbap, bunun iki temel nedeni olduğunu belirtti. Birincisi, üretim planlamasında su kısıtı olan bölgelerde mısır ekiminin teşvik edilmemesi; ikincisi ise bölgesel savaşlar ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalardan kaynaklanan riskler. Erbap’a göre mısır fiyatlarında önümüzdeki dönemde yüksek oynaklık görülebilir. Mısır, arpa ve yemlik buğdayın, yem hammaddesi olarak birbirini etkilediğini hatırlatan Erbap, bu ürünlerdeki fiyat hareketlerinin nihai olarak et, süt ve ekmek gibi temel gıda fiyatlarına da yansıyabileceğini belirtti.
STOKLARDA HASADA KADAR SORUN BEKLENMİYOR
Türkiye’de hem Toprak Mahsulleri Ofisi’nin hem de özel sektörün stokları açısından hasada kadar bir sorun beklenmediğini söyleyen Erbap, geçen sezon boyunca fiyatların uzun süre dengeli kalmasının gıda enflasyonu üzerinde olumlu etkisi olduğunu ifade etti.
Erbap, TMO’nun hasat öncesi sanayici ve yem sektörüne ürün teminine devam ettiğini, ayrıca Türkiye’nin son 10-15 yılda lisanslı depoculukta önemli bir kapasiteye ulaştığını hatırlattı. Yaklaşık 14 milyon tonluk lisanslı depo kapasitesinin, yüksek üretim beklenen bir sezonda önemli bir avantaj sunduğunu belirtti.
Bununla birlikte Erbap, finansman maliyetlerinin özel sektörün stok tutma kapasitesini sınırladığını kaydetti. Hububat ticaretinde geleneksel olarak 3-4 aylık stokla çalışıldığını ancak finansmana erişimdeki zorluklar ve yüksek faiz ortamı nedeniyle özel sektör stok seviyelerinde son yıllarda ciddi düşüş yaşandığını söyledi.
HASATTA FİYAT VE PRİM DESTEĞİ KRİTİK OLACAK
Erbap’a göre 2026 hasat sezonunda en çok tartışılacak başlıklardan biri üretici fiyatı olacak. Mazot, gübre ve diğer girdilerdeki artışın çiftçinin maliyetlerini yükselttiğini belirten Erbap, üreticinin sürdürülebilir şekilde üretime devam edebilmesi için maliyetini karşılayacak bir gelir elde etmesi gerektiğini vurguladı. Ancak, taban fiyat politikasının yalnızca üreticiyi memnun etmeye odaklanamayacağını; sanayici, ihracatçı, yem sektörü, nakliyeci ve tüketici dengelerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yüksek alım fiyatlarının sanayicinin hammaddeye erişimini ve ihracat rekabetçiliğini zorlayabileceğine dikkat çeken Erbap, burada prim desteğinin daha belirleyici bir araç haline gelebileceğini ifade etti. Bu nedenle 2026 sezonunda fiyat-prim dengesinin, hem üreticinin gelirini koruyacak hem de piyasa fiyatlarının enflasyon ve ihracat üzerindeki baskısını sınırlayacak şekilde kurgulanması gerektiği mesajını verdi.
“BUĞDAY VE ARPADA İTHALATA İHTİYACIMIZ OLMAMALI”
Erbap, Türkiye’nin özellikle buğday ve arpada ithalata yapısal olarak ihtiyaç duymaması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin bu ürünleri içeride üretebilecek toprak, kapasite ve kabiliyete sahip olduğunu belirten Erbap, asıl sorunun maliyet yapısı ve ölçek ekonomisi olduğunu dile getirdi. Küçük ve parçalı tarımsal işletmelerin kârlı üretim yapmasının zorlaştığını ifade eden Erbap, 20-30 dekarlık alanlarda üretim yapan çiftçinin maliyet avantajı yakalayamadığını söyledi. Çözüm olarak arazi toplulaştırması, ölçek ekonomisi ve sözleşmeli üretimin önemine işaret etti.
Erbap, sözleşmeli üretim modeliyle küçük parsellerin daha etkin şekilde yönetilebileceğini, çiftçinin veriminin artacağını ve maliyetlerinin düşeceğini belirtti. Türkiye’nin bugün 20-22 milyon tonluk buğday üretimini rekor olarak konuştuğunu ancak doğru planlama ile 25 milyon ton üretim kapasitesinin mümkün olduğunu ifade etti.
UN İHRACATINDA GERİLEME
Programda un ihracatındaki gerileme de önemli gündem başlıklarından biri oldu. Erbap’ın verdiği bilgilere göre Türkiye’nin un ihracatı 2023’te yaklaşık 3,6 milyon ton seviyesindeyken, 2024’te 3 milyon tona, 2025’te ise 2,35 milyon tona geriledi.
2026’nın ilk üç ayında un ihracatının yaklaşık 500 bin ton seviyesinde gerçekleştiğini belirten Erbap, bunun 2025’in aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 18 düşüş anlamına geldiğini söyledi. Mevcut eğilimin devam etmesi halinde yıl sonunda un ihracatının 1,9-1,95 milyon ton aralığında, yani 2 milyon tonun altında kalabileceğini ifade etti.
Erbap, bu düşüşün başlıca nedenlerinden birinin maliyet yapısındaki değişim olduğunu belirtti. Geçmiş yıllarda hammadde maliyeti toplam ürün maliyetinin yüzde 80-85’ini oluştururken, bugün bu oranın yüzde 70-75’e gerilediğini; lojistiğin ise çok daha belirleyici bir maliyet kalemi haline geldiğini söyledi.

IRAK PAZARINDA YAPISAL DEĞİŞİM
Türkiye’nin un ihracatındaki gerilemede Irak ve Suriye pazarlarındaki değişimin kritik rol oynadığını belirten Erbap, geçmişte Türkiye un ihracatının yüzde 50’ye varan bölümünün bu iki pazara yapıldığını hatırlattı. Irak pazarında geçen yıllara göre yüzde 50-60 düşüş yaşandığını söyleyen Erbap, bunun hem merkezi hükümet ile bölgesel yönetim arasındaki uygulamalardan hem de Irak’ın kendi un sanayisini geliştirmesinden kaynaklandığını belirtti. Birçok ülkenin artık kendi temel gıda sanayisini kurmaya yöneldiğini, bunun sadece un değil makarna için de geçerli olduğunu vurguladı. Bu eğilimin kaçınılmaz olduğunu ifade eden Erbap, ülkelerin kendi üretebilecekleri ürünleri ithal etmek istemediğini, bu nedenle Türkiye’nin geleneksel ihracat pazarlarında yeni bir rekabet gerçekliğiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
MAKARNA İHRACATINDA İLK ÇEYREKTE DÜŞÜŞ VAR
Makarna ihracatında da ilk çeyrekte zayıflama görüldüğünü belirten Erbap, Türkiye’nin yıllık makarna ihracatının son yıllarda ortalama 1,45 milyon ton civarında seyrettiğini, ancak 2026’nın ilk çeyreğinde yaklaşık yüzde 10 düşüş yaşandığını söyledi. Bu düşüşte de Irak pazarının etkili olduğunu kaydeden Erbap, Irak’a ihracatın neredeyse durma noktasına geldiğini, Suriye’deki kısmi artışın ise bu kaybı ancak sınırlı ölçüde telafi ettiğini belirtti.
Afrika pazarında da benzer bir dönüşüm yaşandığını ifade eden Erbap, Türkiye’nin yoğun ihracat yaptığı bazı Afrika ülkelerinin kendi makarna sanayilerini kurmaya başladığını söyledi. Bu durumun, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin makarna ihracatında da daha zorlu bir rekabet ortamına işaret ettiğini vurguladı.
ATIL KAPASİTE SEKTÖRÜN YAPISAL SORUNU HALİNE GELDİ
Erbap’ın en güçlü uyarılarından biri un ve makarna sanayisindeki kapasite fazlasına yönelik oldu. Türkiye’de un sanayisinin kurulu kapasitesinin, dünya un ticaretinin tamamını karşılamaya yetebilecek büyüklükte olduğunu söyleyen Erbap, buna rağmen mevcut kapasitenin tam olarak kullanılamadığını belirtti.
Dünya un ihracatının yaklaşık 13-14 milyon ton seviyesinde olduğunu, Türkiye’de kurulu 30 milyon un kapasitesinin ise bunun çok üzerinde bulunduğunu kaydeden Erbap, “Bütün dünyanın un ihracatını biz yapsak bile kapasitemizi yüzde 100 kullanamıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Mardin örneğini paylaşan Erbap, bölgede geçmişte Irak pazarına yönelik yoğun talep nedeniyle ciddi yatırımlar yapıldığını, ancak bugün 55 un fabrikasından yalnızca 5-6’sının çalıştığını ve onların da tam kapasiteyle üretim yapamadığını söyledi. Erbap’a göre bu tablo, yatırım planlamasının tarımsal üretim planlaması kadar önemli olduğunu gösteriyor.
TARIM VE GIDADA BÜTÜNCÜL PLANLAMA ÇAĞRISI
Erbap, tarım, gıda sanayi, lojistik, ihracat ve tüketici fiyatlarının birbirinden ayrı başlıklar olarak ele alınamayacağını vurguladı. Üniversitelerin, kamu kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve sektör temsilcilerinin aynı masa etrafında buluşarak Türkiye’nin tarım ve gıda politikalarını bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
Yatırımların ihtiyaç duyulan alanlara yönlendirilmesi gerektiğini belirten Erbap, atıl kapasite oluşan sektörlerde yeni yatırımların hem yatırımcı hem de ülke ekonomisi açısından risk yarattığını ifade etti. Erbap, un, makarna ve diğer gıda sanayi tesislerinin yüksek sermaye, emek ve zaman gerektiren yatırımlar olduğunu; bu nedenle doğru planlamanın kritik önem taşıdığını kaydetti.