İran’a yönelik ABD-İsrail operasyonu, yalnızca Ortadoğu’nun siyasi dengelerini değil, küresel ticaret ve gıda sistemini de etkileyebilecek yeni bir jeopolitik risk alanı yarattı. Enerji fiyatları, deniz taşımacılığı ve gübre piyasasında yaşanan dalgalanmalar; değirmencilik, makarna ve fırıncılık sektörlerinde maliyet baskısını artırma potansiyeline sahip. Kriz kısa vadede kontrol altına alınsa bile, bu gelişme küresel gıda sisteminin enerji ve lojistik bağımlılığının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik başlatılan ortak askeri operasyon, küresel ekonomi üzerinde dalga etkisi yaratan yeni bir jeopolitik kırılma yarattı. Ortadoğu’daki askeri gerilimin hızla tırmanmasıyla birlikte enerji piyasaları, deniz taşımacılığı ve tedarik zincirleri üzerinde önemli baskılar oluşurken, bu gelişmeler gıda üretiminden lojistiğe kadar geniş bir yelpazede etkisini göstermeye başladı. Özellikle enerji yoğun üretim süreçlerine sahip olan un, makarna ve fırıncılık sektörleri açısından bu gelişmeler, maliyet baskısının yeniden gündeme gelmesine yol açtı.
İran’a yönelik saldırıların ardından Körfez bölgesinde güvenlik riskinin artması ve Hürmüz Boğazı çevresinde deniz trafiğinin ciddi biçimde aksaması, küresel enerji ticaretini doğrudan etkiledi. Bu dar geçitten dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği biliniyor. Çatışmanın ilk günlerinde tanker trafiğinin yüzde 70’e varan oranlarda azalması ve yüzlerce geminin güvenlik gerekçesiyle beklemeye başlaması, petrol fiyatlarında hızlı bir yükselişi tetikledi. Brent petrol birkaç gün içinde yüzde 10’dan fazla artarak 80 doların üzerine çıkarken, bazı analistler fiyatların çatışmanın uzaması halinde 100 dolar seviyesini aşabileceğini öngörüyor.
Enerji fiyatlarındaki bu artışın ilk etkisi, üretim maliyetleri ve lojistik giderleri üzerinden gıda sanayisinde hissediliyor. Un ve makarna üretimi gibi sektörler, enerji ve ulaşım maliyetlerindeki değişimlere oldukça hassas bir yapıya sahip. Özellikle doğalgaz ve elektrik fiyatlarındaki dalgalanma, değirmencilikten makarna üretimine kadar pek çok üretim aşamasını doğrudan etkiliyor.

Enerji maliyetleri yeniden yükseliyor
Ortadoğu’daki gerilimin küresel enerji piyasalarına etkisi çok hızlı oldu. Petrol ve LNG sevkiyatlarının önemli bir kısmının geçtiği Körfez bölgesinde güvenlik riskinin artması, enerji piyasalarında “jeopolitik risk primi” olarak adlandırılan fiyat artışını tetikledi.
Analistler, enerji fiyatlarının yalnızca fiziksel arz kesintilerinden değil, aynı zamanda olası risklerin fiyatlanmasından da etkilendiğini belirtiyor. Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol ve gaz akışının sekteye uğraması ihtimali bile piyasalarda güçlü bir fiyat artışı yaratmaya yetiyor. Günlük yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği bu boğazın kapanması veya sınırlı kapasiteyle çalışması, küresel enerji piyasasında ciddi bir şok anlamına geliyor.
Enerji fiyatlarının yükselmesi özellikle üç kanaldan gıda üretimini etkiliyor:
- Değirmen ve makarna tesislerinde kullanılan elektrik ve doğalgaz maliyetleri
- Tarımsal üretimde kullanılan gübre ve dizel fiyatları
- Nakliye ve dağıtım giderleri
Bu üç unsur bir araya geldiğinde, buğdayın tarladan fabrikaya ve oradan da tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçte maliyet zincirinin tamamını etkileyebiliyor.
Navlun ve sigorta maliyetleri hızla artıyor
Ortadoğu’daki askeri gerilimin küresel ticaret üzerindeki en kritik etkilerinden biri de deniz taşımacılığı maliyetlerinde yaşanan hızlı artış oldu. İran’ın Körfez’deki gemilere yönelik tehditleri ve saldırıları, uluslararası sigorta şirketlerinin bölgeyi “yüksek riskli savaş bölgesi” kategorisine almasına neden oldu.
Savaş risk primlerinin kısa sürede yüzde 50’den fazla artması, tanker ve yük gemilerinin bölgeye giriş maliyetlerini ciddi biçimde yükseltti. Bu durum sadece enerji taşımacılığını değil, tahıl ve gıda ürünlerinin sevkiyatını da etkiliyor.
Birçok uluslararası armatör ve konteyner şirketi, güvenlik endişeleri nedeniyle Körfez rotalarında operasyonlarını geçici olarak askıya aldı veya alternatif rotalara yöneldi. Ancak petrol ve gaz sevkiyatları için Hürmüz Boğazı’nın gerçek anlamda bir alternatifi bulunmadığı için lojistik sisteminde ciddi darboğazlar oluşma riski bulunuyor.
Navlun maliyetlerinin yükselmesi özellikle şu ticaret akışlarını etkiliyor:
- Karadeniz ve Avrupa’dan Ortadoğu’ya buğday ihracatı
- Türkiye ve İtalya’dan Körfez ülkelerine makarna ihracatı
- Türkiye’den Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya un sevkiyatları
Bu nedenle bölgedeki gelişmeler, sadece enerji piyasalarını değil, tahıl ticaretinin önemli bir bölümünü de dolaylı olarak etkiliyor.
Gübre piyasasında yeni bir kriz ihtimali
Ortadoğu’daki gerilim, küresel gıda zinciri açısından bir başka kritik başlık olan gübre üretimini de tehdit ediyor. Körfez bölgesi, azot ve fosfat gübre üretimi için kritik hammaddelerin önemli bir kısmını sağlıyor.
Uzmanlar, özellikle üre ve amonyak piyasasında yaşanan arz kesintilerinin küresel tarımsal üretim üzerinde baskı yaratabileceğini belirtiyor. Çatışmanın ilk günlerinde üre fiyatlarının ton başına yaklaşık 130 dolar yükseldiği, Avrupa’da amonyak vadeli fiyatlarının ise 700 doların üzerine çıktığı bildiriliyor.
Gübre fiyatlarındaki artış, birkaç ay gecikmeyle buğday üretimini etkileyebilecek önemli bir faktör olarak görülüyor. Bu durum, özellikle 2026-2027 sezonunda buğday arzı ve fiyatları üzerinde yeni bir baskı oluşturabilir.
Buğday ve un ticareti açısından riskler
Ortadoğu, küresel buğday ticaretinin en büyük ithalatçı bölgelerinden biri. Mısır, İran, Irak, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler her yıl milyonlarca ton buğday ithal ediyor.
Bölgedeki jeopolitik gerilimlerin artması, tahıl ticaretini üç farklı açıdan etkileyebilir:
1. Finansman ve ödeme riskleri
Savaş ortamında bankacılık sistemindeki belirsizlikler ve sigorta maliyetlerinin artması, ticari işlemleri zorlaştırabilir. Özellikle yaptırım riskleri, bazı ülkelerle yapılan ticarette finansal kanalların daralmasına yol açabilir.
2. Lojistik gecikmeler
Deniz taşımacılığındaki gecikmeler, tahıl sevkiyatlarının teslim sürelerini uzatabilir. Bu durum özellikle stok yönetimi açısından ithalatçı ülkeler için risk oluşturur.
3. Fiyat oynaklığı
Enerji ve lojistik maliyetlerindeki artış, tahıl fiyatlarında da dalgalanma yaratabilir. Bu durum özellikle ithalata bağımlı ülkelerde gıda enflasyonunu tetikleyebilir.

Türkiye ve Avrupa için ne anlama geliyor?
Türkiye, dünyanın en büyük un ihracatçılarından biri ve aynı zamanda makarna ihracatında da önemli bir aktör. Türk değirmencilik sektörü özellikle Orta Doğu ve Afrika pazarlarına yoğun şekilde satış yapıyor.
Ortadoğu’da yaşanan bu yeni gerilim, Türkiye açısından hem risk hem de fırsat barındırıyor.
Risk tarafında en önemli faktörler şunlar:
- Artan enerji maliyetleri
- Yükselen navlun ve sigorta bedelleri
- Bölgesel talepte olası daralma
Bununla birlikte bazı senaryolar Türkiye için yeni ihracat fırsatları da yaratabilir. İran’a yönelik yaptırımların genişlemesi veya İran gıda sanayisinin üretim kapasitesinin zarar görmesi durumunda, bölgedeki bazı pazarlarda tedarik boşlukları oluşabilir.
Bu boşlukların özellikle Türkiye, Kazakistan ve Rusya gibi bölgesel üreticiler tarafından doldurulması ihtimali bulunuyor.
Fırıncılık ve makarna sektöründe maliyet baskısı
Fırıncılık ve makarna sektörleri, enerji maliyetlerine en duyarlı gıda üretim alanlarından biri olarak kabul ediliyor. Özellikle makarna üretimi yüksek miktarda elektrik ve buhar enerjisi gerektirirken, fırıncılık sektöründe doğalgaz tüketimi önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor.
Enerji fiyatlarındaki yükselişin devam etmesi halinde şu etkiler beklenebilir:
- Üretim maliyetlerinde artış
- Nihai ürün fiyatlarında yükseliş
- Bazı pazarlarda talep daralması
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ekmek ve makarna gibi temel gıdaların fiyatındaki artış, sosyal ve ekonomik etkiler yaratabilecek bir konu olarak görülüyor.
Küresel gıda sistemi yeni bir şoka hazır mı?
Son yıllarda küresel gıda sistemi birçok büyük şok yaşadı. COVID-19 pandemisi, Rusya-Ukrayna savaşı ve Kızıldeniz’deki güvenlik krizleri, gıda tedarik zincirinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
İran’a yönelik askeri operasyonla başlayan yeni gerilim, bu kırılganlıkların yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Enerji, gübre ve lojistik maliyetlerinin aynı anda yükselmesi, gıda üretimi açısından çok katmanlı bir risk oluşturuyor.
Ancak bazı uzmanlar, küresel tahıl stoklarının önceki krizlere kıyasla daha iyi durumda olmasının kısa vadede büyük bir arz krizini önleyebileceğini belirtiyor.
Buna rağmen Ortadoğu’daki gerilimin uzun süre devam etmesi halinde, enerji fiyatları üzerinden başlayan maliyet baskısının dünya gıda piyasalarına daha güçlü şekilde yansıması kaçınılmaz görünüyor.