Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatların çatışmalar nedeniyle %70’ten fazla azalması, enerji piyasalarını altüst ederken küresel gübre ticaretinin üçte birini de risk altına sokmuştur. Enerji ve gübre fiyatlarındaki bu tırmanış, halihazırda düşük emtia fiyatlarıyla mücadele eden üreticiler için işletme marjlarının daha da daralması ve küresel gıda enflasyonunun yeniden tetiklenmesi demektir. Basra Körfezi’ndeki bu kriz, sadece bölgesel bir arz sorunu değil; çiftlikten son tüketiciye kadar uzanan tüm gıda zincirini tehdit eden küresel bir gıda güvenliği meselesidir.
Joseph Glauber
Tarım Ekonomisti
ABD ve İsrail kuvvetlerinin İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın Basra Körfezi’ndeki ABD müttefiklerine verdiği karşılık, Hürmüz Boğazı üzerindeki deniz trafiğini aksatarak enerji piyasalarını altüst etti. Körfez’in açık denize açılan tek su yolu olan bu boğazdan; dünyadaki petrol ihracatının yaklaşık %27’si, küresel sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracatının %20’si ve içinde üre, amonyak, fosfat ve kükürdün de bulunduğu küresel gübre ihracatının %20 ila %30’luk kısmı geçmektedir.
Tankerlere yönelik dron ve roket saldırıları süregelen bir tehlike arz etmekte ve bölgedeki deniz sigortası maliyetlerini ödenemez seviyelere çıkarmaktadır. Bu durum, çatışmaların başlangıcından bu yana Boğaz üzerinden yapılan sevkiyatlarda %70’ten fazla bir düşüşe yol açmıştır (Şekil 1). Çatışmanın uzaması, muhtemelen Basra Körfezi bölgesiyle yapılan küresel deniz ticaretini sekteye uğratacak; bu da dünya genelinde enerji ve gübre fiyatlarını yükseltecektir.
Şekil 1

Bu tablo, Hürmüz Boğazı üzerinden tahıl, yağlı tohum ve bitkisel yağ ithalatına bağımlı olan Körfez ülkelerindeki gıda güvenliğini doğrudan tehdit etmekle kalmayıp, diğer bölgelerdeki gıda üretimini ve fiyatlarını da etkileme potansiyeli taşımaktadır.
BASRA KÖRFEZİ GIDA ARZI ÜZERİNDEKI OLASI ETKİLER
Basra Körfezi ülkeleri, tarımsal emtia tedarikinde büyük ölçüde ithalata bağımlıdır (Şekil 2). Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın genelinde olduğu gibi, bu ülkelerde de kişi başına düşen buğday tüketimi oldukça yüksektir ve genellikle yılda kişi başına 100 kilogramI aşmaktadır. İthal pirincin günlük beslenmede önemli bir yer tuttuğu Umman, bu durumun istisnasını teşkil eder. Bölge genelinde bitkisel yağlar ile soya fasulyesi gibi yağlı tohumlarda dışa bağımlılık had safhadadır. Şeker de bir diğer temel ithalat kalemidir; ithal edilen şekerin bir kısmı işlenerek Afrika ve diğer bölgelere tekrar ihraç edilmektedir.
Şekil 2

Son 18 ay boyunca bölgede gıda enflasyonu nispeten düşük seyretmiş ve çoğu ülke yıllık %2’nin altında oranlar bildirmiştir. Ancak İran, bu tablonun dışındadır. Mevcut savaştan önce de ekonomik kötü yönetim, küresel yaptırımlar ve bölgesel çatışmalardaki rolü nedeniyle yıllardır kronik yüksek enflasyonla mücadele eden İran’da, FAOSTAT verilerine göre Eylül 2025’te perakende gıda fiyatlarında yıllık %42 artış kaydedilmiştir. Tahran’daki temel gıda maddelerinin perakende fiyatları, son birkaç ayda keskin bir yükseliş sergilemektedir (Şekil 3).
Şekil 3

Hürmüz Boğazı’nın sevkiyatlara fiilen kapalı kalmaya devam etmesi durumunda, diğer Basra Körfezi ülkeleri alternatif ithalat koridorları bulmak zorunda kalacaktır. Bazı tahıl sevkiyatları Rusya üzerinden İran’a veya Suriye ve Türkiye üzerinden Irak’a kara yoluyla kaydırılabilir; ancak bu yöntemler çok daha yüksek maliyetler doğuracaktır. Suudi Arabistan, Kızıldeniz limanları üzerinden ithalat kapasitesini artırmayı deneyebilir; fakat bu koridordaki günlük sevkiyat hacmi, İran müttefiki olan Husilerin saldırıları nedeniyle Aralık 2023’ten bu yana yaklaşık %60 oranında azalmış durumdadır.
ENERJİ VE GÜBRE PİYASALARI ÜZERİNDEKİ ETKİLER
Suudi Arabistan, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Irak; ham petrol ihracatının büyük bir kısmını Hürmüz Boğazı üzerinden, temel olarak Asya pazarına gerçekleştirmektedir. IMF Portwatch verilerine göre, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerin yaklaşık %60’ını tankerler oluşturmaktadır. Çatışmaların başladığı 28 Şubat’tan bu yana bölgedeki tanker trafiği fiilen durma noktasına gelmiş ve enerji fiyatları hızla yükselmiştir. Mayıs 2026 vadeli ham petrol fiyatları varil başına 10 doların üzerinde (%15) artış göstermiştir. Avrupa doğal gaz göstergesi olan Hollanda TTF vadeli işlemleri, 3 Mart sabahı Katar’daki bir LNG tesisine düzenlenen dron saldırısının ardından megavat saat başına 65 euroyu aşmış; şu anda ise çatışma öncesi seviyelerin %50 üzerinde işlem görmektedir.
Hürmüz Boğazı üzerindeki sevkiyat faaliyetlerindeki bu sert düşüş, küresel gübre fiyatlarını da yukarı çekmiştir. Azot bazlı gübreler için kritik bir hammadde olan doğal gaz sevkiyatlarının azalması fiyatları tırmandırırken, Basra Körfezi’nden yapılan gübre ihracatı hızla gerilemiştir. Katar, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Umman; özellikle üre, diamonyum fosfat (DAP) ve susuz amonyak konusunda büyük ihracatçılardır (Şekil 4). Bazı tahminler, küresel gübre ticaretinin üçte biri kadarının bu durumdan etkilenebileceğini göstermektedir. İran da önemli bir azotlu gübre üreticisi olmasına rağmen ihracatı oldukça düşüktür.
Şekil 4

Pek çok ülke, gübre tedarikinde Basra Körfezi bölgesine bel bağlamış durumdadır (Şekil 5). 2022 ve 2023 yıllarında görüldüğü üzere bölge; Karadeniz’den gelen ithalat kayıplarını ve son dönemde Çin’in azot ve fosfat ihracatına getirdiği kısıtlamaları telafi etmeye çalışan ülkeler için hayati bir üre, DAP ve diğer bileşen kaynağı olmuştur. Basra Körfezi’ndeki çatışma sürer ve sevkiyatlar aksamaya devam ederse, ithalatçılar alternatif kaynaklar aramak zorunda kalacaktır. Önceki aksaklıklarda olduğu gibi, bu çabalar muhtemelen sonuç verecek ancak beraberinde ciddi maliyet artışlarını getirecektir.
Şekil 5
Temel gübre ürünlerinin fiyatlarında artış gözlenmektedir. Orta Doğu üre fiyatları 5 Mart’ta bir önceki haftaya göre metrik ton başına 90 doların üzerinde (%19) bir artışla 590 doların üzerine çıkmıştır. ABD Körfez (U.S. Gulf) DAP fiyatları ise metrik ton başına 30 dolarlık (%5) bir yükselişle 655 dolara ulaşmıştır (Şekil 6). Gübre fiyatları henüz 2021 sonu ve 2022 başındaki rekor seviyelerin çok altında olsa da, bu maliyet artışları dünya genelindeki çiftçilerin zaten düşük tahıl, yağlı tohum ve diğer tarla bitkisi fiyatlarıyla karşı karşıya olduğu bir döneme denk gelmiştir.
Şekil 6

Artan gübre fiyatları, üreticiler için kâr marjlarının daralması anlamına gelmekte; bu da bazılarını pirinç, buğday veya mısır gibi yoğun girdi gerektiren ürünler yerine yağlı tohumlara yönelmeye veya daha az gübre kullanmaya itebilmektedir. Kuzey Yarımküre’deki pek çok çiftçi bahar ekimi için girdi alımlarını çoktan tamamladığı için kısa vadeli etki nispeten sınırlı kalabilir; ancak çatışmanın uzaması, Güney Yarımküre’deki ekim kararlarını ve verimi, ayrıca Güney ve Güneydoğu Asya’daki pirinç üretimine yönelik gübre kullanımını etkileyebilir.
Enerji maliyetlerindeki artış, küresel gıda enflasyonu endişelerini de yeniden tetikleyebilir. Enerji; bitkisel ve hayvansal üretim maliyetlerinin önemli bir kısmını oluşturduğu gibi, “çiftlik kapısı sonrası” (post-farmgate) süreçlerdeki maliyetlerin de (örneğin öğütme/kırma maliyetleri, nakliye, soğutma ve diğer işleme süreçleri) büyük bir bölümünü kapsamaktadır.

GIDA GÜVENLİĞİ AÇISINDAN DOĞACAK SONUÇLAR
Çatışmanın gıda güvenliği üzerindeki acil etkileri büyük ölçüde bölgesel düzeydedir. Basra Körfezi ülkeleri ithalata yüksek oranda bağımlıdır ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatlarda yaşanacak uzun süreli bir aksama, gıda arzı üzerinde ciddi bir etki yaratacaktır. Daha az riskli rotalar üzerinden sevkiyat yapmak bir zorluk teşkil edecek ve en hafif tabiriyle gıda fiyatlarını yukarı çekecektir. ABD; Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı geçişlerinde donanma refakati sağlamaya yönelik çabalarını ve taşıyıcılar için savaş riski sigortası sunacağını duyurmuştur. Ancak şu an itibarıyla, bu girişimlerin Boğaz’ın fiilen deniz trafiğine kapanmasının önüne geçip geçemeyeceği, hatta kayda değer bir fark yaratıp yaratmayacağı belirsizliğini korumaktadır. Nitekim 4 Mart itibarıyla Maersk, Basra Körfezi’ndeki kargo rezervasyonlarını geçici olarak askıya almıştır.
Uzun vadede ise Basra Körfezi’nden yapılan petrol, LNG ve gübre ihracatının kesintiye uğraması; enerji ve gübre fiyatlarında yeni artışlara yol açacak ve bu ürünlerin ithalatçılarını alternatif tedarikçiler aramaya itecektir. Halihazırda yüksek girdi maliyetleri ve düşük emtia fiyatlarıyla mücadele eden birçok tarımsal üretici için işletme marjları daha da daralacak; bu durum muhtemelen ekim kararlarını ve girdi kullanımını doğrudan etkileyecektir.
COVID-19 pandemisi ve Ukrayna’daki savaş gibi yakın dönemdeki krizlerden edinilen tecrübeler; ülkeler ihracat kısıtlamalarından ve etkileri daha da kötüleştiren “komşunu zarara uğratma” (beggar-thy-neighbor) politikalarından kaçındığı sürece, piyasaların çatışmanın olumsuz etkilerini hafifletmeye yardımcı olacağını göstermektedir. Çatışma süreci ilerledikçe ve etkilenen ülkelerdeki politika yapıcılar tepki verdikçe, risk altındaki değerler de artmaktadır. Tam da perakende gıda fiyatlarının birçok ülkede tarihsel seviyelerine döndüğü bir dönemde; artan enerji ve girdi maliyetleri, küresel gıda enflasyonunu yeniden tetikleme riski taşımaktadır.