“Sanayi Sektöründe Gelecek Rotası ve Fırsatlar” panelinde konuşan Özmen Un Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Özmen, Türkiye’nin Ekmek Haritasını çıkararak buna yönelik ürettikleri 200 çeşit unu dünyanın 30’dan fazla ülkesine ihraç ettiklerini söyledi.

Türkiye’nin ilk karanlık değirmenini kurarak sektörde büyük fark yaratan Özmen Un, yatırımlarının meyvesini topluyor. Özmen Un Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Özmen, firmanın 4 kuşaktır faaliyetlerine devam ettiğini, kendisinin 3. kuşak olarak yönetimi devraldığında şirketin Endüstri 1.0 döneminde olduğunu ancak bugün Endüstri 4.0 ile üretimlerini gerçekleştirdiklerine dikkat çekti.
"Sürdürülebilir Yaşam ve Akıllı Şehirler" temasıyla 7. kez düzenlenen İstanbul Ekonomi Zirvesi kapsamında gerçekleşen “Sanayi Sektöründe Gelecek Rotası ve Fırsatlar” panelinde konuşan Erhan Özmen, sürdürülebilirlik için dünya ile rekabet edebilmemiz gerektiğini söyledi.
“Sürdürülebilirlik için öncelikle dünya ile rekabet etmemiz lazım. Dünyaya ne ihraç ettiğimiz ve ne ithal ettiğimize bakmamız lazım” diyen Özmen konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bugün Türkiye 1.5 ile 1.9 cent arasında ihracat yapıyor. Ancak rakibimiz olan gelişmiş ülkeler ise 4-5 dolarlarla ticaret yapıp ürün satıyorlarsa burada bir yerlerde hata yapıyoruz demektir. Ben Türkiye’yi dünya ile kıyaslarken dünyadaki gelişmiş 32 ülke içindeki konumuna bakarım. Türkiye neden yıllardır gelişmekte olan ülke olarak anılıyor? Ne zaman gelişmiş ülke olacağız? Doğruları yaptığımız zaman gelişmiş ülke olacağız. Demek ki bir şeyleri eksik yapıyoruz. 1940’lı yıllarda yerle yeksan olan Almanya bugün sanayi ve teknoloji anlamında büyük başarılara imza atıyor. 80 yıllık bir sürüde dünyanın imrenerek baktığı bir hikaye yazdılar.
Neden Fortune 500’de bir tane Türk markası yok. Çok büyük imkanlarımız var ancak biz kendi içimizdeki rekabetle boğulup kalıyoruz. Türkiye’de birçok sektörde iki katı kapasite bulunuyor. Bir kapasite fazlalığı sorunu var. Bu yüzden şirketler mahalli kalıyor. Bu da şirketlerin moral ve motivasyonunu etkiliyor. Bugün ülke olarak ticaret, sanayi, turizm ve tarım envanterlerimizi çıkaramadık. Varsa da kaç yıl önceki envanterler bilemiyoruz.
Dünyada kalkınmışlığın temelini kamu, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları veya mesleki örgütlerin birlikte çalışması oluşturuyor. Bizdeki eksiklik demek ki bu üçlü az görüşüyor. Yeteri kadar bir birlerini anlamıyorlar. Bu dünyada keşfedilmiş bir modeli bu yeniden keşfetmenin anlamı yok. Düzgün bir şekilde uygulamamız gerekiyor. Türkiye’nin 86 milyon nüfusunun yaş ortalaması 32, Avrupa’nın 44. Biz onlardan 12 yaş genciz. Bu muazzam bir potansiyel. Bunu doğru yönlendirmemiz lazım. “Akıl teri ile alın terini” birlikte akıtıp gelişmiş ülkeler arasına girmeliyiz artık.”
BU KADAR BÖLÜNMÜŞ TOPRAKLA TARIM ZOR
Sunumunda Türkiye’nin hububat üretimi hakkında bilgiler paylaşan Erhan Özmen, ülkenin yıllık hububat üretiminin ortalama 35 milyon ton civarında olduğunu, ortalama tarım alanının ise 60 dekar olduğunu söyledi. Özmen, “ Bu 60 dekarla tarım üretimi yaparsanız ancak 35 milyon ton civarı hububat elde edersiniz. Miras bölünmeleriyle yapılan küçültmeler yüzünden Türkiye tarımda yol alamıyor. Bugün Rusya’da dekar ortalaması 800, dekar ortalaması 1300 olan Ukrayna savaşta olmasına rağmen dünyaya buğday satıyor. Bu arazi yapısıyla biz başarılı olamayız” dedi.
11 yıl Türkiye Un sanayicileri Federasyonu (TUSAF) başkanlığını yapan ve Avrupa Birliği’nde de gözlemci üye sıfatıyla bulunan Erhan Özmen, un ve unlu mamuller sektörleri için şu değerlendirmelerde bulundu:
“Birikimlerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim; Bugün Türkiye un sanayisinde çok yüksek kapasite fazlası mevcut. Türkiye yıllık kişi başı 200 kilogramla dünyanın en fazla ekmek tüketen ülkesi. Almanya ise 180-190 kilogram unlu mamul ürünleri tüketiyor. Ancak Almanya’da bir fırına girdiğinizde kuyumcu dükkanına girmiş gibi hissedersiniz. 7’den 70’e herkese hitap eden çeşitler ve vitrinler görürsünüz. Bizde ise başta un sanayicileri olmak üzere sektör olarak çok fazla ürün çeşitlendiremedik. Bunun için bizim ezberleri bozmamız lazım diyerek yola çıktık. Endüstri 4.0 yatırımımızı Alman ve İsviçrelilerle yaptık. 20 bin metrekare üzerine yapılan bu yatırım 60 bin ton depolama alanı var.

Buradaki hikayemiz Türkiye’deki ürün çeşitliliğini ortaya çıkarmak oldu. Ezberleri bozalım diyerek yola çıktık. Bu karanlık değirmenimiz dünyanın en yüksek gıda güvenliğine sahip işletmelerden bir tanesi. Alman firmanın kurduğu bir teknoloji ile yer altı suyunu kuyulardan alarak değirmende kullanıyoruz. Burada buğdayı yıkadığımız musluktan biz suyumuzu içiyoruz. 8’in üzerinde pH değerine sahip.
TÜRKİYE’NİN UNLU MAMULLER HARİTASINI ÇIKARDIK
Biz firma olarak sektörün önemli uzmanlarından biri olan Mine Ataman ile Türkiye’nin unlu mamuller haritasını çıkardık. Hangi bölgede unlu mamuller nasıl üretilip tüketiliyor araştırdık ve 200’ün üzerinde un çeşidi geliştirdik. Türkiye ve Ortadoğu dahil ezberleri bozarak dünyada bir ilki gerçekleştirdik. Türkiye’nin un çeşitliğinin kalitesini yükselterek ürün çeşitliği ile buluşturduk. Şuanda her ürün için ayrı ayrı geliştirdiğimiz unlarımızı 30’a yakın ülkeye ihraç ediyoruz. Biz 30 mühendisle “Alın terinin yanında Akıl terimizi” de akıtarak Ar-Ge ve Know-howumuzla, dünya açılarak yolumuza devam ediyoruz. Bütün Ar-Ge ve inovasyonları en iyi bildiğimiz işimize odaklanarak gerçekleştirdik. Bu işletmemizde saatte 1, günde ise 24 TIR buğday işleniyor. Bu karanlık değirmen çalışırken sadece bir kişi istihdam ediliyor.
Değirmenimizin bulunduğu Gaziantep; buğdayın ilk insanlıkla buluştuğu toprakların olduğu bölgede yer alıyor. Dünyada atalık tohumların korunduğu ender bölgelerden bir tanesinde yaşıyoruz; Mezopotamya, Çukurova, Harran Ovası, Maraş Ovası ve Mardin’e kadar uzanan, güneşin dikine vurduğu ve en uzun kaldığı bölgelerden biri. Ata tohumlarımızı güneşte pişirerek buralardan elde ettiğimiz unları, Türkiye’de ve dünyada baklava, tatlı, unlu mamuller, kruvasan, pizza ve makarnaya kadar her türlü ürün için kullanıma sunuyoruz. ”