“Bitkisel yağlar çeşitli reçetelerde ve formlarda unlu mamul üretiminin en önemli ham maddesidir. Reçetesinde bulundukları ürünlerin yapı, ağızda erime profili, lezzet, raf ömrü gibi kritik parametrelerini direkt olarak etkilerler ve bu nedenle uygulamaya göre doğru yağ kullanılması çok önemlidir.”

Umut Onsan
Cargill Foods META R&D Oil Category Lead Cargill Gıda Orta Doğu,
Türkiye ve Afrika Ar&Ge
Yağ Kategori Lideri
Tükettiğimiz atıştırmalıklardan temel gıdamız olan ekmeğe, yemeklerden vegan süt endüstrisine kadar hayatımızdaki gıdaların temel yapı taşlarından olan bitkisel yağlar dünya genelinde 200 milyon tonu geçen tüketimi ile en önemli gıda emtialarından bir tanesidir.
Genel olarak bitkisel yağ kullanımını 4 ana alanda değerlendirebiliriz; son tüketici olarak marketlerden satın aldığımız yemeklik yağlar, restoranlar, kafeler, unlu mamuller sektöründe kullanılan ev dışı tüketim yağları, atıştırmalık ürünlerden vegan ürünlere kadar çok geniş bir kullanım alanı olan endüstriyel yağlar ve biodizel, mum vb. alanlarda kullanılan gıda dışı yağlar.
Bu alanlarda kullanılan yağ tipi bölgenin tüketim alışkanlıklarına, kültürüne, ekonomik yapısına ve iklimine göre değişiklik göstermekle beraber dünyada tüketimin %50’den fazlası sadece iki yağdan oluşuyor; palm yağı ve soya yağı. En az tüketilen yağlar ise Hindistan cevizi yağı ve zeytinyağı.
Ülkemizde ise bitkisel yağ tüketimi yıllık 2 milyon tonu geçmişken, ana tüketim ayçiçek yağındadır. Ayçiçek yağı halen ülke sınırları içerisinde tüketilen yağın %50’den fazlasını temsil ediyor. Son tüketicinin satın aldığı paket ve kâse sofralık margarinler ise 110 bin ton seviyelerinde tüketiliyor ve son dönemdeki trendler etkisinde eksi büyüyor. Yine önemli ürünlerimizden zeytinyağı ise 140 bin ton seviyelerinde.
UNLU MAMULLERDE BİTKİSEL YAĞ KULLANIMI
Bitkisel yağlar çeşitli reçetelerde ve formlarda unlu mamul üretiminin en önemli ham maddesidir. Reçetesinde bulundukları ürünlerin yapı, ağızda erime profili, lezzet, raf ömrü gibi kritik parametrelerini direkt olarak etkilerler ve bu nedenle uygulamaya göre doğru yağ kullanılması çok önemlidir.

Yağların etkilerini anlamadan önce genel hatları ile yağ teknolojisini anlamak gerekir. Fabrikalarda çeşitli ham maddeler erime profillerine, kristalizasyon davranışlarına ve stabilitelerine göre son uygulamada hedeflenen özelliklere ulaşmak için Ar-Ge ekipleri tarafından yapılan çalışmalar ile belirlenen şekilde modifiye edilirler ve sonrasında blend edilir. Bu blend rafinasyon işlemine tabi tutulur ve safsızlıklarından arındırılır. Rafine olan karışıma yine istenilen fonksiyonaliteye göre emülgatör, antioksidan vb. katkılar eklenir, eğer margarin ise su ilave edilir. Bu son karışım unlu mamullerdeki yapıyı oluşturmada en önemli etken olan kristal yapıyı kurmak için yüzey kazıyıcılı ısı değiştiricilerde kristalize edilir ve paketlenir. Bu proses için uygulanan soğutma profili, kapasite, kazıma hızları gibi parametrelerdeki farklılıklar aynı reçeteleri dahi başka yapılara dönüştüreceği için Ar-Ge ekipleri tarafında pilot tesislerde defalarca test edilerek belirlenir ve üretim ekipleri tarafından hassasiyet ile uygulanır. Üretim sonrasında bazı ürünler kontrollü sıcaklık koşullarında belirli süre temperlenerek sonrasında sevk edilirler.

Ham madde açısından ise en çok kullanılan yağ palm yağıdır. Bir meyve yağı olan palm doğal haliyle içerdiği erime profili ve stabilitesi ile bu alan için çok uygun bir ham maddedir. Palm yağı ve türevleri modifiye edilerek ya da direkt olarak, ayçiçek, pamuk, kanola gibi likit yağlarla blend edilerek uygulamaya uygun reçeteyi oluştururlar.
Unlu mamuller için kullanılan bitkisel yağların kullanım alanları ve etkilerini farklı sınıflarda inceleyebiliriz:
Genel amaçlı pastacılık yağları, geleneksel sektörde en çok tüketilen ürünlerdir. Poğaça, kurabiye, kek vb. pastane ürünlerinde %20-30 arasında kullanılırlar, hem farklı oranlarda su içeren margarin versiyonları hem de susuz versiyonları vardır. Bu yağlar oda sıcaklığında yapıyı koruyacak sertlikte ancak ağız sıcaklığında ise hızlı eriyerek ağızda yağ tadı bırakmayacak şekilde dizayn edilirler. Bu noktada karşımıza SFC denilen kavram çıkar, “Solid Fat Content” yani Türkçesi “Katı Yağ İçeriği” olan bu parametre bitkisel yağların en önemli parametresidir. Bir yağın bir sıcaklıktaki SFC değeri o yağın o sıcaklıkta yüzde olarak ne kadarının katı olduğunu gösterir, bu değeri farklı sıcaklıklarda ölçersek de o ürünün dolayısıyla da içerisine girdiği son ürünün erime profilini bize gösterir ve hangi sıcaklıkta nasıl davranacağı tahmin edilebilir. Alttaki grafikte pastacılık da dahil çeşitli uygulamalar için olan yağların SFC profilleri görülüyor.

SFC profili ile beraber bir diğer önemli parametre de yağın kristal yapısıdır. Üretim sırasında oluşturulan kristal yapı un ve diğer malzemeler ile birleştiğinde matriks oluşturabilmelidir. Bunun için esnek ve plastik bir yapıda olmalı, büküldüğünde kırılmamalıdır. Bu yapı hamur içerisindeki suyu hapseder ve bu suyun buharlaşması ile ürüne hacim kazandırır. Bu kristal yapı sağlanamazsa hamurda zayıf bir matriks oluşur, yağ yeteri kadar yağlama görevi yapamaz bunun sonucunda ise hem hamur lastiklenmesi denilen sert bir hamur yapısı oluşur hem de son üründe istenilen hacim ve gevrekliğe ulaşılamaz. Alttaki fotoğraflarda doğru kristalize edilmiş, büküldüğünde plastik yapısını ve esnekliğini koruyan bir ürün ile beraber yanlış kristalize edilmiş kırılgan bir ürün görülebilir, kırılgan ürün ile yapılan ürünler istenilen yapı ve hacimde olmayacaktır.


Son olarak yağın oksidatif stabilitesi de yani raf ömrü boyunca acılaşma oranı da performans olarak değil ama son ürünün lezzeti açısından kritik bir parametredir. Son ürün içerisindeki yağ acılaşır ise son tüketici de fark edeceğinden öncelikle yağ stabilitesi yüksek ham maddeler ile doğru proses edilmeli, eğer bu teknik açıdan tam olarak mümkün değilse antioksidanlar ile desteklenmelidir, sonrasında ise uygun koşullarda saklanmalı ve kullanım sırasında mutlaka direkt ve yüksek ısıdan kaçınılmalıdır. Yağın içerdiği doymuş yağ asidi oranı yükseldikçe stabilite arttığı için palm yağı türevleri ve hidrojenize edilmiş halleri en yüksek stabiliteyi gösteriyor.
Laminasyon yağları, bu ürünler genel amaçlı yağlar ile benzer şekilde üretilirler ancak kruvasan, milföy vb. tur verilerek yapılan unlu mamullerdeki laminasyon işleminde, ister el ile isterse de makine ile yapılsın, en kritik göreve sahip bileşendir. Bu ürünler genelde %100 yağ olarak formüle edilirler ve çok sert ancak aynı zamanda da esnek olması beklenen ürünlerdir. İşlem sırasında hamur ve yağ kat kat yapılarak tur verilir, yağ katmanının bu işlem sırasında sertliğini koruyarak dışarıya sızmaması beklenirken aynı zamanda da pişme sırasında ise esnek olarak hamurdan buharlaşan suyu tutması ve son ürünün istenilen hacimde ve katman katman olmasını sağlaması beklenir.
Bu ürünleri hem sert hem de esnek yapmak endüstriyel üreticilerin karşılaştığı en önemli problemlerden biridir. Geçmişte trans yağlar bu iş için kullanılırken günümüz modern dünyasında artık trans yağ içermeyen reçeteler kullanılıyor ve bu kısıtlama bu ürünlerin yapılmasını daha da zorlaştırıyor.
Bu noktada iki tane modifikasyon teknolojisinden de bahsetmek gerekir; hidrojenasyon ve interesterifikasyon. 1980’lerden sonra hızla gelişen bu iki teknoloji ile ham maddeler bir seri reaksiyon ile modifiye ediliyor ve bu işlem ile erime profilleri, kristalizasyon davranışları, oksidatif stabiliteleri gibi parametreleri değiştiriliyor. Günümüz modern yağları bu işlemler sayesinde hem daha fonksiyonel hale dönüştü hem de daha düşük erime noktasına sahip olmaları, trans yağ olmadan üretilebilmeleri ile daha sağlıklı hale geldi. Bu iki teknoloji günümüz bitkisel yağ ve margarin üretiminin temelini oluşturuyor.
Bisküvi ve kraker yağları, daha çok büyük fabrika boyutundaki endüstriyel işletmeler tarafından yüksek miktarlarda kullanılır. Bu yağlar özellikle son üründeki gevrek ve çıtır yapının oluşması için çok önemlidir, diğer yandan ağızda bir yağ sıvanması yaratmamaları için erime profilleri de insan vücut sıcaklığında eriyecek şekilde dizayn edilir. Yine bu ürünler uzun raf ömrüne sahip olduklarından içerdikleri yağın da uzun ömürlü olması gereklidir. Bu nedenle bisküvi ve kraker üretiminde genellikle palm yağı tercih edilir ve susuz olarak üretilir.

Bu alanda kullanılan yağlar genel itibarıyla “shortening” yani hamur kısaltıcılar olarak da adlandırılır. Bu ürünler glüten ağını bozarak hamurun uzamasını engeller ve bu sayede hem bisküvi ya da krakerin şekli korunur hem de üretim aşamasındaki kalıplar vs. gibi ekipmanlarda sorun yaşanmasını engeller.
Geleneksel ya da endüstriyel kurabiye üretimi günümüzde paketli olarak yaygınlaşıyor ve bu nedenle yağ endüstrisi bu alana özel çözümler geliştiriyor. Kurabiye hamuru her ne kadar bisküvi ve kraker hamurlarına yakın gibi gözükse de son üründe yağdan beklenti oldukça fazladır. Özellikle el ile işlenen kurabiyelerde yağın hamur ile bütünleşmesinin çok iyi olması gerekir ki hem hamur kolay işlenebilsin hem de son üründe gevrek bir yapı oluştursun. Bu nedenle bu alanda yine palm bazlı susuz ürünler kullanılır, bazı uygulamalarda yağın içine üretim sırasında gıda azotu enjekte edilerek daha gözenekli ve kremsi bir yapı oluşturması sağlanır, bu yapı ise kurabiyeye daha gevrek ve gözenekli bir yapı sağlar ki bu da tüketiciler tarafından tercih sebebidir.
Özellikle endüstriyel kurabiye üretiminde kullanılan yağ çok yumuşak olursa hamur fazla elastik olacağı için makineler çalışamaz. Eğer çok sert olursa da tam tersi etki gözükür, bu nedenle makine ile üretilen kurabiyeler için kullanılan yağlar yağ üreticileri tarafından müşteri şartları özelinde dizayn edilir ve üretilirler.
Kek yağları, üretimi ister geleneksel yöntemlerle el ile olsun isterse de endüstriyel hatlarda olsun unlu mamuller içerisinde önemli bir yer tutar. Özellikle endüstriyel kekler için dizayn edilen yağlar erime profili, stabilite vs. gibi ana parametrelerinin yanında maksimum hava tutacak şekilde dizayn edilirler, bu sayede kek hamuru hazırlanırken yağ içerisine hava tutarak üretilen kekin gözenekli ve hacimli olmasını sağlar.
Bu ana alanların dışında bitkisel yağlar ekmek üretimi, baklava gibi hamur tatlılarının üretimi, yağlı gevrek gibi bölgesel lezzetlerin üretimi gibi daha birçok unlu mamuller üretiminde önemli rol oynuyor.
Unlu mamuller dünyasında bitkisel yağ kullanımının bir diğer önemli alanı ise üretilen unlu mamullerin zaman zaman içlerinin doldurulması ya da üzerlerinin kaplanmasıdır, bu gibi dolgulu ve kaplamalı ürünler yağ endüstrisi için işi daha da karmaşık hale getiriyor çünkü bu durumda hem hamurun içine giren yağ hem de dolgu / kaplama yağı birbirleriyle uyumlu olmalı ve sinerjik çalışmalıdır.

Unlu mamuller dolguları için genellikle yumuşak akışkan ya da yarı akışkan dolgu yağları kullanılıyor ve yağdan dolguyu pişme esnasında stabil tutması bekleniyor. Bitkisel yağ endüstrisi bu sorunu likit yağa çeşitli bitkisel emülgatörler ekleyerek çözdü. Bu anlamda ülkemizde pamuk yağı çok yaygın kullanılıyor. Dolgunun içerisindeki yağın pişme esnasında ya da raf ömrü boyunca dolgudan ayrılarak hamura geçmesi sonucu dolgudaki yağ miktarı azalır ve dolgu kuruması denilen durum ortaya çıkar, bu durumu engellemek için doğu yağları özel olarak dizayn edilirler ve uzun testler sonrasında piyasaya çıkarlar.
Unlu mamullerin çikolata ya da bitkisel yağ bazlı kokolinler ile kaplanması, günümüz atıştırmalık endüstrisinde çok yaygın bir uygulamadır. Bu işlem için kullanılan yağın erime noktası ve kristalleşme hızı en kritik parametrelerdir, yağın oda sıcaklığında çok büyük bir oranının katı olması yani çok sert olması beklenirken, yenildiğinde ise hemen erimesi beklenir. Bu nedenle bu yağların erime profili 20OC ve 35OC arasında ne kadar dik ise son ürün o kadar başarılı olacaktır. Kristalleşme hızı ise işletme açısından kritiktir çünkü bu hız işletmenin üretim kapasitesini belirler, kaplama soğuma tünelinde ne kadar hızlı sertleşirse üretim hızı da o kadar yüksek olur. Gıda endüstrisinde kaplamalar için doğal olarak uygun olan palm çekirdeği yağı ve fraksiyonları kullanılmaktadır, bu yağlar doğal halleri ile de dik bir erime profili sağlarken, hidrojenasyon ve interesterifikasyon teknolojileri ile modifiye edilerek çok daha dik erime profilleri ile kaplama için çok uygun hale getirilir.
Cargill unlu mamuller, dolguları ve kaplamaları ile ilgili global ve yerel uzman ekibi ile Balıkesir’de bulunan inovasyon merkezinde hem unlu mamulleri üretiyor hem de dolgu, kaplama gibi uygulamaları gerçekleştiriyor.
UNLU MAMULLER SEKTÖRÜ NEREYE GİDİYOR?
Bu sorunun cevabını verebilmek için unlu mamuller sektörünü pastane, börekçi gibi üreticilerin olduğu geleneksel kanal ve orta/büyük ölçekli üreticilerin olduğu endüstriyel kanal olarak ikiye ayırmak gereklidir çünkü bu iki kanalın hem müşteri kitleleri ve beklentileri hem de dinamikleri tamamen bağımsızdır. Bu kanallar özelinde konuyu tartışmadan önce de dünyadaki trendler bakmakta fayda var.
Dünya üzerinde unlu mamuller ya da bitkisel yağdan bağımsız olarak tüketiciler daha sağlıklı yaşamaya çalışıyor ve bu nedenle tükettikleri ürünlerin içeriklerine daha fazla dikkat ediyor.

2021 yılında yapılan bir araştırmaya göre Avrupa, Türkiye, Orta Doğu ve Afrika’daki (EMEA) tüketicilerin %66’sı sağlık ve sporun kişisel bir değer olduğu konusunda emin. Bu oranın 2014 yılında %58 olduğu düşünülürse bu konuda yukarıya doğru giden ciddi bir trend var. Yine global tüketicilerin %71’i gıda ve içecek sektöründe daha sağlıklı opsiyonların olmasını talep ediyorlar. Bu noktada sağlıklı ibaresi farklı kimliklere bürünebilir ancak unlu mamuller ve yağ açısından baktığımızda bunların en önemlileri;
• Temiz etiket – Katkısız ürünler
• Kişiselleştirilmiş diyet
• Trans yağ ve bulaşanlar
Bu noktada bitkisel yağ endüstrisinin trans yağ konusunu listeden çıkarttığını rahatlıkla söyleyebiliriz hem yasal olarak hem de endüstriyel pratik olarak düşük trans yağ oranı ile üretim yapıyor, Cargill bu bağlamda ekstra bir adım atarak Türkiye’de kısmi hidrojenize komponent kullanmayı da bırakmış ve tüm ürünlerinde trans <%1 reçetelere geçmiştir.
Zaman zaman ortaya çıkan bulaşanlar konusu ise tüketicilerin yavaş yavaş dikkatini çeken bir diğer konudur. Bu konular aynı zamanda otoriteler tarafından da takip ediliyor, gerekli noktalarda yasal düzenlemeler yapılıyor. Bu anlamda ülkemizin Avrupa Birliği mevzuatlarını takip ettiğini söyleyebiliriz. Gıda endüstrisi yasal düzenlemelere göre gerek teknolojik altyapı gerek de ürün reçetesi anlamında kendisini ayarlamaktadır.
İlk 3 alana geri dönersek…
Temiz etiket isteyen tüketiciler daha doğal ve katkı içermeyen gıdalar tüketmek istiyor ve bu kapsamdaki son ürünler de doğal olarak ürünü oluşturan ham maddeleri etkiliyor. Bu beklenti 2016 yılında sadece katkısız, organik ürünler ile sınırlı kalırken tüketiciler 2020 yılında bu beklentilerine GDO içermeyen, minimum işlenmiş, tamamen bitkisel kaynaklı süt ürünleri ve et ürünleri, sürdürülebilir tedarik zincirine sahip gıdalar ve hatta sürdürülebilir enerji ile üretilen gıdaları dahi eklemişler. Endüstri bu taleplere cevap vermeye çalışıyor ancak iki tane ana sorun ile karşılaşıyor; bir tanesi katkı olmaması nedeniyle referans ürüne göre daha kısa raf ömrü ve yine referans ürüne göre daha yüksek maliyet.
Fonksiyonel gıdalar, tüketicilerin gıdalardan beklentileri karın doyurmanın çok daha ötesine geçerek sağlıklarını korumak hatta sağlık sorunlarını tedavi etmeye kadar ulaştı. Bu bağlamda en fazla dikkat ettikleri fonksiyonel bileşenler ise protein ve lif. Bu alanda lansmanı yapılan ürünler ise 2015-2019 yılları arasında dünya genelinde proteinli ürünler için %7, lif içeren ürünler için ise %4 artmış. Yine yapılan bir araştırmaya göre de tüketicilerin tercihlerini etkileyen en önemli faktörler, bağışıklık sistemini güçlendirmesi, sindirimi iyileştirmesi ve genel günlük performansı iyileştirmesi.
Kişiselleştirilmiş diyet yapan tüketiciler tükettikleri ürünlerde spesifik bir özellik arıyorlar, örneğin düşük doymuş yağ içermesi, glüten içermemesi ya da hayvansal katkı içermemesi gibi, örneğin 2015-2019 yılları arasında bitkisel olduğu lansmanı ile ortaya çıkan bisküvi ve kurabiye ürünleri %65 gibi ciddi bir oranda büyümüş ve yine kişiselleştirilmiş diyetin bir parçası olan bitkisel kaynaklı et pazarının 2040 yılında 65 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Tüm bu bilgiler ışığında rahatlıkla söyleyebiliriz ki tüketiciler unlu mamullerde daha az katkı maddesi görmek isterken daha fazla fayda sağlamak istiyor ve ürünün de kendi kişisel diyetlerine uygun olmasını bekliyorlar. Bu bağlamda dünyada unlu mamuller endüstrisi hidrojene edilmemiş, düşük doymuş yağ içeren, sürdürülebilir kaynaklardan tedarik edilen, bulaşan içermeyen yağlar kullanmaya doğru eviriliyor ve bir yandan da bu yağlar ile ürettiği ürünlerde daha az şeker kullanarak daha fazla protein, lif ya da probiyotik gibi fonksiyonel ham maddeleri kullanıyor.
Tüm bunların yanında yasal olarak da dünya ülkeleri “Nutriscore” denilen ürünleri içerdikleri yağ, şeker, kalori gibi değerlere göre puanlayan sisteme geçmeye başladı. Almanya bu sistemi kullanmaya başlarken tüm dünyada yakın zamanda yaygınlaşması bekleniyor.
Ülkemizde ise tüketiciler besin değerleri tablosundan çok içerdiği yağ tipine göre değerlendirme yapıyor, zeytinyağı en sağlıklı yağ olarak ortaya çıkarken onu tereyağı ve Hindistan cevizi yağı takip ediyor.
Yağ sektörü hem bu trendlere daha fonksiyonel, daha sürdürülebilir ve sağlıklı çözümlerle cevap veriyor ve bu trendlerin yağ tüketimini azaltması beklenmiyor. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi de tüketicilerin bu trendlerle beraber hayatlarının kolaylaşmasını da talep etmeleri. Tüketiciler modern zamanımızda daha fazla çalıştıkları ve zamanlarını daha değerli gördükleri için hayatlarını kolaylaştıran gıdalara yöneliyorlar. EMEA bölgesinde yapılan bir araştırmaya göre tüketicilerin %72’si hayatını kolaylaştıran ürünler istiyor ve paketlenmiş sağlık ve fonksiyonel unlu mamullerle de bunu gerçekleştirmek mümkün.
Ülkemizde ise geleneksel kanal bu trendlere en uzak olan pazar. Son tüketici çoğunlukla etiketsiz olarak ürünü satın aldığı için içeriği ile çok fazla ilgilenmiyor, eğer ürünü sağlıksız buluyorsa hiç satın almıyor. Örneğin poğaça tüketiyor ya da tüketmiyor, sağlıklı olanın peşinden koşmuyor. Ancak bu durum son zamanlarda ciddi oranda değişiyor, geleneksel kanaldaki artizan oyuncular raflarına daha sağlıklı ve daha fonksiyonel, tüketicilerin kişisel diyetlerine uygun ürünler koymaya başladı. Bu trend ile beraber de ürünü hiç tüketmeyen tüketiciler de bu ürünleri satın almaya başladılar.
Cargill geçtiğimiz yıl geleneksel kanaldaki bu akımı Türkiye’nin ilk Hindistan cevizi yağlı pastacılık margarini Maestro ile destekledi. Yoğun olarak Hindistan cevizi içeren Maestro ile hem daha lezzetli pastane ürünleri ortaya çıkarken hem de son ürüne Hindistan cevizi sayesinde sağlıklı orta uzunluktaki yağ asitleri girmiş oldu. Yine unlu mamuller kızartmalarında kullanılan Maestro Gusto ile son tüketicilerin palm bazlı kızartma yağlarına göre %50’den fazla daha az doymuş yağ tüketmelerini sağladı. Cargill olarak inovasyonun en zor olduğu geleneksel kanalda daha sağlıklı ve fonksiyonel ürünleri pazara sunmaya devam edeceğiz.
Son tüketiciye ürün sunan endüstriyel kanal ise geleneksel kanaldan farklı olarak bu trendleri çok daha yakından takip ediyor ve portföyünü ona göre yönetiyor. Unlu mamuller açısından baktığımızda ise özellikle bisküvi ve kek üretiminde daha az doymuş yağ içermesi en önemli trend olarak karşımıza çıkıyor. Tüketiciler artık atıştırmalık etiketlerinde hidrojenize yağları görmek istemiyorlar.
Bu bağlamda Cargill global uzmanlığını da Türkiye’ye uyarlayarak müşterilerine özel çözümlerle %50’ye kadar daha düşük doymuş yağ içeren, hidrojenize edilmemiş çözümler sunuyor.
CARGİLL VE UNLU MAMULLER
Cargill Türkiye de hem geleneksel hem de endüstriyel kanalda unlu mamuller sektörüne ürün sağlıyor, aynı zamanda unlu mamullerin kaplanması, dolgu ve kızartılması gibi uygulamalar için de tüm portföyü ile pazara hizmet ediyor.
Cargill unlu mamuller sektöründeki trendleri yakından takip ederek 2017-18 yıllarında tüm portföyünden trans yağı ve kısmi hidrojenasyonu çıkarttı ve pazara tamamı %1’den daha az trans yağ içeren portföyü ile hizmet vermeye başladı.
2020 yılında özellikle bisküvi ve kek sektörü yağlarında yaşanan bir sorun olan “Glycidyl esters (GE)” isimli zararlı komponent olmadan üretim yapabilme altyapısını oluşturdu.
Unlu mamuller sektöründe Türkiye’nin ilk Hindistan cevizi bazlı pastacılık margarini piyasaya sunuldu, sonrasında yine Türkiye’nin %90 yağlı pastacılık margarini bunu takip etti. Geçtiğimiz aylarda ise %50 daha düşük doymuş yağ içeren uzun ömürlü hamur işleri kızartma yağı Maestro Gusto piyasaya sunuldu.
Cargill inovasyona dayalı yapısı, Ar-Ge altyapısını global ve sektörel uzmanlığı ile birleştirerek unlu mamuller sektörüne katkı vermeye devam edecek.