Unlu mamuller sektöründe değişen tüketici beklentileri, değirmencilikte de yeni bir üretim anlayışını zorunlu kılıyor. Ekmekten pizzaya, kruvasandan endüstriyel fırıncılık ürünlerine kadar her ürün grubunun farklı fonksiyonel un talep ettiği yeni dönemde rekabet artık kapasiteyle değil; teknoloji, veri yönetimi, yapay zekâ, insan kaynağı ve kişiselleştirilmiş kalite yönetimiyle belirleniyor. IDMA Global Grain & Milling Forum’da konuşan Özmen Un Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Özmen, değirmenciliğin geleceğinin, unlu mamuller sektöründeki dönüşüme ne kadar hızlı uyum sağlanabildiğine bağlı olduğunu söyledi.
Un sanayisinin duayen ismi Özmen Un Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Özmen, İstanbul’da düzenlenen IDMA Global Grain & Milling Forum’da yaptığı konuşmada, değirmencilik sektöründe rekabetin yeni çerçevesini ortaya koydu. Özmen, yoğun rekabet ve düşük kârlılık baskısı altında, firmaların ayrışabilmesi için yalnızca kapasiteye değil; teknolojiye, veri yönetimine, nitelikli insan kaynağına, know-how’a, markaya özel ürün geliştirme kabiliyetine ve sıfır hata anlayışına yatırım yapması gerektiğini söyledi.
Erhan Özmen
Forumun "Değirmencilikte Endüstri 4.0: Akıllı, Sürdürülebilir ve Ölçeklenebilir" oturumunda konuşan Erhan Özmen, değirmencilik sektörünün geleceğini belirleyecek temel dinamiğin artık yalnızca üretim teknolojileri değil, unlu mamuller sektöründeki hızlı dönüşüm olduğunu vurguladı.
Konuşmasına IDMA organizasyonuna teşekkür ederek başlayan Özmen, dünyanın çok hızlı değiştiğini belirterek, bu dönüşümün şirketlerden bireylere kadar herkesi etkilediğini söyledi. Kurumların artık kendilerine "Bu değişime ne kadar uyum sağlayabiliyoruz?" sorusunu sorması gerektiğini ifade eden Özmen, değirmencilik sektörünün de bu değişimin dışında kalamayacağını dile getirdi.
UNLU MAMULLER DÜNYASI HIZLA DEĞİŞİYOR
Özmen’e göre değirmencilik sektörünü dönüşüme zorlayan en önemli unsurlardan biri, unlu mamuller sektöründeki hızlı değişim. Dünyada ekmekten tatlıya, börekten kruvasana, pizzadan endüstriyel unlu mamullere kadar çok geniş bir tüketim kültürü bulunduğunu belirten Özmen, her sokağın, her mahallenin, her şehrin ve her ülkenin kendine özgü bir unlu mamul kültürü olduğunu vurguladı.
Bu geniş tüketim yapısının talebi sürekli artırdığını ve değiştirdiğini ifade eden Özmen, değirmencilik sektörünün bu değişime aynı hızda cevap vermek zorunda olduğunu söyledi. Endüstri 4.0, dijitalleşme ve yapay zekâ destekli gelişmelerin sektör için artık tercih değil zorunluluk haline geldiğini belirtti.
Özmen, Türkiye’de ve dünyada değirmencilik sektörünün yoğun rekabet içinde olduğunu, birçok firmanın çok düşük kârlılık oranlarıyla çalıştığını dile getirdi. Ancak bu baskılı ortamı yalnızca risk olarak değil, aynı zamanda ayrışma fırsatı olarak gördüğünü ifade etti. “Rekabet yoğun olabilir, kârlılıklar düşük olabilir. Ancak ben bunları ayrışmak için önemli fırsatlar olarak görüyorum” diyen Özmen, teknolojiyi doğru kullanan firmaların rekabette öne çıkabileceğini söyledi.
NİTELİKLİ İNSAN KAYNAĞININ ÖNEMİ ARTIYOR
Türkiye’de ilk kez Endüstri 4.0 teknolojisini uygulayarak modern bir değirmen tesisi kuran Özmen, kendi fabrikasındaki iş gücü yapısından örnek vererek teknolojik dönüşümün insan kaynağı profilini de değiştirdiğini anlattı. Şirkette, beyaz yakalı sayısının mavi yakalı sayısının iki katı olduğunu belirten Özmen, bu yapının tesadüf olmadığını, yeni üretim anlayışında yalnızca fiziki iş gücünün değil, akıllı sistemleri kullanabilen, inisiyatif alabilen ve süreci yorumlayabilen insan kaynağının önem kazandığını söyledi. Nitelikli insan kaynağının yeni dönemde rekabetin merkezinde olduğunu vurguladı.
‘SIFIR HATA İLE ÇALIŞMAK ZORUNDASINIZ’
Özmen’in konuşmasında öne çıkan en güçlü mesajlardan biri, değirmencilikte hata toleransının artık ortadan kalktığı yönündeydi. Özmen, “Dünyaya ürün göndereceksiniz, Türkiye’nin 81 iline dağıtacaksınız, 30 ülkeye ihracat yapacaksınız; üründe problem olma şansınız yok. Artık bu devirde, bu şartlarda, bu rekabet ortamında sıfır hatayla çalışmak zorundasınız” dedi. Değirmenciliğin klasik üretim anlayışının ötesine geçmesi gerektiğini ifade etti.

Özmen’e göre geçmişte yaygın olan genel harmanlama yaklaşımı artık yeterli değil. Farklı buğday çeşitlerinin her biri ayrı karaktere sahip. Sert buğday, yumuşak buğday, iri taneli buğday, küçük taneli buğday ve farklı kalite özelliklerine sahip ürünler ayrı ayrı değerlendirilmek zorunda. Bu nedenle Özmen Un’da üretimin kişiye ve markaya özel un geliştirme anlayışıyla yürütüldüğünü söyledi.
MARKAYA ÖZEL UN MİKSOLOJİSİ
Farklı müşterilerin, farklı unlu mamul üreticilerinin ve farklı pazarların kendine özgü ihtiyaçları bulunduğunu belirten Özmen, un üretiminin de bu ihtiyaçlara göre şekillenmesi gerektiğini söyledi. Bu çerçevede “un miksolojisi” kavramına dikkat çeken Özmen, kişiye ve markaya özel reçetelerle sürdürülebilir ürün kalitesi sağlamaya çalıştıklarını ifade etti. Yüzde 1’lik karışım farklılıklarının bile ürün kalitesinde belirleyici olabildiğini belirten Özmen, bu hassasiyetin ancak teknoloji, veri ve güçlü insan kaynağıyla yönetilebileceğini söyledi.
Özmen, yapay zekânın da bu süreçte kullanılmaya başlandığını ifade ederek, ekiplerinin firmalara ve markalara özel un miksolojisi geliştirme konusunda yapay zekâdan yararlandığını belirtti.
MEZOPOTAMYA’NIN BUĞDAY MİRASI REKABET AVANTAJI SUNUYOR
Gaziantep’te üretim yaptıklarını hatırlatan Özmen, bulundukları coğrafyanın kendilerine önemli bir avantaj sağladığını söyledi. Gaziantep’i buğdayın ana vatanı olan Mezopotamya’nın kalbinde yer alan bir üretim merkezi olarak tanımlayan Özmen, bölgede zengin bir buğday genetik mirası bulunduğunu ifade etti. Bozulmamış genlere ve değişmemiş ata tohumu özelliklerine sahip çok sayıda buğday çeşidinden söz ederek, bu çeşitliliğin farklı ürün grupları için önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Pizza unu, kruvasan unu, ekşi mayalı ekmek unu, börek, çörek ve endüstriyel kullanıcılar için farklı un tipleri geliştirmenin mümkün olduğunu söyleyen Özmen, doğru teknoloji ve know-how ile yerel buğday mirasının küresel ürünlere dönüştürülebileceğini ifade etti. Bu nedenle yaşanan dönüşümün bir yandan zorlayıcı, diğer yandan büyük fırsatlar barındıran bir süreç olduğunu vurguladı.

YEREL REKABET DÖNEMİ GERİDE KALIYOR
Erhan Özmen, artık yerel, mahalli veya yalnızca ulusal ölçekte düşünmenin yeterli olmadığını söyledi. Küresel rekabette var olmak isteyen değirmencilerin, ürünlerini ve bilgi birikimlerini dünyanın farklı noktalarına taşıyabilecek şekilde yapılanması gerektiğini belirtti. Markaların know-how, formül ve kurumsal bilgi birikimi sayesinde dünyanın birçok ülkesinde aynı standardı sağlayabildiğini hatırlattı. Değirmencilik sektörünün de benzer şekilde kendi bilgi birikimini, üretim standardını ve ürün geliştirme kabiliyetini küresel ölçekte kullanabilmesi gerektiğini söyledi. Özmen’e göre değirmencinin görevi artık yalnızca üretim yapmak değil; sahip olduğu know-how ile dünyanın farklı noktalarında aynı kalite ve güven duygusunu oluşturabilmek.
Özmen, “Know-how rekabet gücümüzü yükselten şeydir. Know-how’dan markaya gidersiniz. Marka ise güven duygusu demektir” değerlendirmesinde bulundu. Bu ilişkiyi güçlü bir ağaç benzetmesiyle anlatan Özmen, ağacın kökünün insan kaynağı, gövdesinin know-how, meyvesinin ise marka olduğunu söyledi. Kök güçlü değilse, gövdenin ve meyvenin de güçlü olamayacağını belirten Özmen, insan kaynağının her işin merkezinde olduğu gibi değirmencilikte de temel unsur olduğunu vurguladı.
DİJİTAL YATIRIMLAR KÜRESEL REKABET İÇİN ZORUNLU
Özmen, yatırım ve satın alma kararlarında insan yükünü azaltmayı, yüksek teknolojiyi merkeze almayı ve müşteri taleplerine cevap vermeyi esas aldıklarını söyledi. Şirket mottolarını “yenilene yenilene, gelişe gelişe ilerlemek” şeklinde tanımlayan Özmen, sürekli yenilenmenin ve gelişerek ilerlemenin rekabetin ön şartı olduğunu ifade etti.
Dünyadaki müşterilerden gelen talepleri dikkatle izlediklerini belirten Özmen, teknoloji, dijitalleşme ve iş yükünü azaltma açısından kendilerine katkı sağlayan yenilikleri kuruma entegre etmeye çalıştıklarını söyledi. Küresel rekabette oyunun içinde kalmak ve rolünü büyütmek isteyen şirketlerin dijital yatırımlarını sürdürmek zorunda olduğunu belirtti.