Ulusoy Un’un kurucu ortağı Nevin Ulusoy, öğretmenlikten değirmenciliğe uzanan kararlı dönüşümünü ve Türkiye’nin önde gelen gıda gruplarından birinin arkasındaki “sessiz emeği” Değirmenci’ye anlattı. Bu özel söyleşide Ulusoy, iş etiği ve insan yönetimine dair ilkelerini, şirketteki kurumsallaşma sürecini ve kuşak geçişinin perde arkasını aktarıyor. Sektörün geleceğine dair öngörülerini paylaşan Ulusoy, yapay zekâ ve dijitalleşmeyle birlikte yeni nesil değirmenlerin daha sessiz çalışacağını; buna karşılık kadınların üretimden kaliteye ve liderliğe uzanan etkisinin çok daha güçlü duyulacağını vurguluyor.
Türkiye’nin önde gelen un üreticileri ve ihracatçıları arasında yer alan Samsun merkezli Ulusoy Un, 1969’da merhum Fahrettin Ulusoy tarafından kurulan ve yıllar içinde ölçeğini üretim, ihracat ve yatırımlarla büyüten köklü bir sanayi markası. Türkiye un sanayinin etkisi yüksek oyuncularından Ulusoy Un, yalnızca üretim ve ticaret gücüyle değil; kurumsallaşma, kalite disiplini ve nesiller arası liderlik geçişiyle de sektörde örnek gösterilen yapılardan biri. Bu hikâyenin merkezinde, şirketin kurucusu merhum Fahrettin Ulusoy’un girişimci karakteri ve bıraktığı iz kadar, normalde “perde arkası” kalması beklenen bir emeğin bilinçli şekilde “görünür” kılınması da var. O emeğin adı: Ulusoy Un’un kurucu ortaklarından Nevin Ulusoy.
Nevin Ulusoy
Ulusoy Un Kurucu Ortağı
26 yıl devlet okullarında coğrafya öğretmenliği yapan Ulusoy, emeklilikten sonra rotasını un sanayine çevirdiğini, “Boşlukta kalınca şirkete gidip gelmeye başladım. Öyle çok da kolay olmadı.” sözleriyle anlatıyor. “74 yaşında hâlâ öğrenme, çalışma isteğiyle doluyum” diyen Ulusoy’un sektördeki varlığı, “Ben bilirim, ben buradayım demeden; öğrenerek, kendim yapmaya çalışarak un sanayinde var oldum.” yaklaşımıyla şekillenmiş.
Nevin Ulusoy’un sektörde ilham verici bu yolculuğu, aynı zamanda merhum Fahrettin Ulusoy’la kurduğu eşit ve tamamlayıcı ortaklığın da bir devamı. Nevin Ulusoy, klişe kalıpları ters yüz ederek bunu net biçimde tarif ediyor: “Başarılı erkeğin arkasında değil, yanında duran kadın vardır.” Eşini, “Dobra, açık sözlü, hızlı karar veren, vefalı, mert, dost canlısı, düzgün karakterli” sözleriyle anarken, birlikte kurdukları dengeyi de şöyle özetliyor: “O, heyecanlı ve atak; bense sakin ve uyaran güç olarak birbirimizi dengeledik.”
Ulusoy, bugün şirketin Yönetim Kurulu Başkanı olan oğlu Eren Günhan Ulusoy’u anlatırken de liderlik tarzında kendi hayat disiplininin izlerini gördüğünü ifade ediyor ve “Şirkete Günhan’la birlikte başladık, yani yol arkadaşı olduk. Oğlumun başarılarında benim payım, ona yolu çizmek değil; yolunu kendi adımlarıyla yürüyecek donanımı kazandırmak olmuştur.” diyor. “Bugün geldiğimiz noktada; çocuklarımın kendi ayakları üzerinde durabilen, değer üreten ve sorumluluk almaktan çekinmeyen iyi bir birey olması, benim için her unvandan ve her dereceden daha kıymetlidir.” sözleri ise, Ulusoy Un’un kuşaklar arası sürekliliğini yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, bir aile kültürü ve iş ahlakı zeminiyle okuyan bir yaklaşımı yansıtıyor.
Sektörde kadın istihdamının önünü açan ve bu dönüşümde öncü rol üstlenen Nevin Ulusoy’un genç kadınlara verdiği mesaj ise un sanayinin yarınını tek cümlede özetliyor: “Geleceğin değirmenleri daha sessiz çalışacak ama kadınların sesi daha çok duyulacak.”
Değirmencilik sektörünün duayen isimlerinden Nevin Ulusoy, Değirmenci’ye verdiği bu özel röportajda bir yandan Fahrettin Ulusoy’u özlemle anarken, diğer yandan bugün hâlâ ayakta tuttuğu ilkeleri sade ve net bir dille anlatıyor. Bu söyleşi, un sanayinde bir ömürlük emeğin ve iş ahlakının izini sürüyor. Şimdi bu yolculuğu Nevin Ulusoy’dan, kendi sözleriyle dinliyoruz.

ÖĞRETMENLİKTEN UN SEKTÖRÜNE KARARLI BİR DÖNÜŞÜM
Nevin Hanım, öncelikle bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Biz sizleri yakından tanıyoruz ancak sizi, okuyucularımıza kendi sözlerinizle tanıtmak isteriz. Öğretmenlikten un sanayine uzanan yolculuğunuzu, bu yolculuğu şekillendiren dönüm noktalarıyla birlikte anlatır mısınız?
Öncelikle benimle röportaj yapmak istemenize içtenlikle teşekkür ederim. Bildiğiniz gibi uzun yıllar, 26 yıl devlet okullarında coğrafya öğretmenliği yaptım. 74 yaşındayım, hala öğrenme, çalışma isteğiyle doluyum. Emekli olduktan sonra çalışma alışkanlığı beni rahat bırakmadı. Öyle her gün, günden güne gezen bir insan hiç olamadım, yani çok sevdiğim bir etkinlik değildi. Boşlukta kalınca şirkete gidip gelmeye başladım. Öyle çok da kolay olmadı. Başlangıçta eşim bu durumdan hiç hoşlanmadı; yüz ifadelerinden, mimiklerinden anlıyordum. Ancak hiç dikkate almadım. Zamanla kendisi de alıştı, birlikte gidip gelmeye başladık. Burada kararlı olmamı hep önemsemişimdir. Zamanla Kalite Yönetim Sistemi (KYS) koordinatörlüğünü üstlendim. Başlangıçta tüm formları, dokümanları kendim, işleyerek takip ettim. Çok da güzel gidiyor, 20 yıldır ekibimle birlikte devam ettiriyorum. Günhan’la ben şirkete birlikte başladık.
Dönüm noktam emekli olmam ve de tarım kökenli bir ailede yaşamamdır. Buğdaya, una uzak değildim. Bu dönüşümü sessiz ama kararlı bir biçimde yönettim. ‘Ben bilirim, ben buradayım’ demeden; öğrenerek, kendim yapmaya çalışarak un sanayinde var oldum. Aslında bu eğitimden kopuş değil, bir dönüşümdür. Disiplin, planlama, insan ilişkileri ve bilgiyi paylaşma anlayışımız, misyonumuzu kurumsal bir sisteme aktarma isteğini oluşturmuştur.
FAHRETTİN ULUSOY’LA OMUZ OMUZA BİR YOL ARKADAŞLIĞI
“Her başarılı erkeğin arkasında güçlü bir kadın vardır” sözü için siz ne düşünüyorsunuz? Sektörün duayen isimlerinden rahmetli Fahrettin Ulusoy’la yol arkadaşlığınızdan yola çıkarak, iş dünyasında “görünmeyen emeği” nasıl tanımlarsınız?
Ben bu sözü her zaman “başarılı erkeğin arkasında değil, yanında duran kadın” olarak kullanmışımdır. Rahmetli eşime de sürekli bu şekilde söylerdim. Sağ olsun, o da beni toplum içinde her zaman onore ederdi. Onu sevgiyle, özlemle anıyorum. Dobra, açık sözlü, hızlı karar veren, vefalı, mert, dost canlısı, düzgün karakterli, iş hayatında başarılı ve de insan sevgisiyle doluydu. Mekânı cennet olsun. Her zaman yanında oldum, her zaman destek oldum, zaman zaman eleştiriler yaptım, çoğu iş seyahatlerine birlikte gittik, hayatı paylaşmayı bildik, toplumda birbirimizi çok iyi taşıdık. O, heyecanlı ve atak; bense sakin ve uyaran güç olarak birbirimizi dengeledik. Bu nedenle ben görünmeyen emeğin gücü değil, “görünen emeğin” gücü oldum.
Kadınların iş hayatında çoğu zaman perde arkasında kaldığı bir dönemde, siz bu süreci nasıl yönettiniz? Bugün geriye dönüp baktığınızda “iyi ki böyle yapmışım” dediğiniz bir ilkeniz var mı?
Kadınların çoğu zaman arka planda kaldığı bir dönemde bu süreci; sakin, sabırlı ve kararlı bir duruşla yönettim. Öne çıkmak için değil, işin içine girerek görünür olmayı seçtim. Önce öğrendim, sonra sorumluluk aldım.
Aslında çok da perde arkasında değildim, görünürdüm hep. Bütün ulusal ve uluslararası toplantılara, konferanslara ve fuarlara sevgili eşimle birlikte gidiyorduk. İş dünyasının içinde olduğumdan konulara yabancı değildim. Konuşmaları dikkatle dinler, sonra eşime yorumlardım. Eşim de bana işiyle ilgili sorunları anlatırdı. Çözüm önerirdim, bazılarını da hissettirmeden, hani derler ya “çaktırmadan” yapardım.
İyi ki yapmışım dediğim ilkem; kararlı olmak ve asla vazgeçmemek...
İyi ki bir kadın olarak sanayide var olmayı sessiz bir mücadeleyle başarmışım.
Bugün Ulusoy Un ve Söke Un ’da, aynı zamanda sektörün önemli sivil toplum kuruluşlarında başarılı çalışmalara imza atan Eren Günhan Ulusoy’un annesisiniz. Oğlunuzun başarılarını bir anne ve bir yol arkadaşı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim iki oğlumuz var. Ağabeyi Erhan Ulusoy çay üretimi ve akaryakıt işlerimizi sürdürüyor. Günhan ise un, makarna üretimi, enerji ve lisanslı depoculuk işlerimizi sürdürüyor. Oğullarımızın başarılarıyla her zaman gurur duyduk, gurur duyuyoruz. Başta söylediğim gibi şirkete Günhan’la birlikte başladık, yani yol arkadaşı da olduk. Erhan, İstanbul ve İzmit’te işleri olduğundan onun birebir yanında olamadım. Ama bütün işlerimizde aile olarak birlikteyiz.
Onlar benim evlatlarım. Başarısız olsalar da gurur duyacaktım. Allah nazardan saklasın, başarısız olmaları onlara olan sevgimi değiştirir mi, gurur duymamı değiştirir mi? Her koşulda arkalarında oldum ve olacağım. Arkadaşlarım, eş, dost arayarak başarılarından, takipçisi olduklarından söz ederler. Ben de onlara teşekkür eder, onların çocuklarına başarılar dilerim. Benim için karakterli, düzgün ahlaklı, yardımsever, gönlü zengin bir insan yetiştirmiş olmam çok önemlidir. Ben karakter olarak yaptıklarının övünç kaynağı olmasından, konuşulmasından çok söz eden bir insan olmadım, olamadım. Hatta çocuklar, ‘Anne bizi ne zaman tebrik edeceksin?’ diye ara ara sitem ederler. ‘Biz bilelim, yeter,’ derim her zaman. Belki de başarılarında bu tutumumun etkisi olabilir. Ancak benim için öncelikli olan mutlu olmalarıdır.
Başarı, yüksek sesle değil, istikrarla ve karakterle gelir. Günhan’ın çalışkanlığı, sorumluluk bilinci ve öğrenmeye açık duruşu; başarıyı tesadüf değil, emekle inşa ettiğini gösteriyor. Bugün geldiğimiz noktada; çocuklarımın kendi ayakları üzerinde durabilen, değer üreten ve sorumluluk almaktan çekinmeyen iyi bir birey olması, benim için her unvandan ve her dereceden daha kıymetlidir.


GÜNHAN ULUSOY’DA ÖĞRETMEN DİSİPLİNİNİN İZLERİ
Sayın Günhan Ulusoy’un liderlik tarzında, kendi öğretmenlik ve yaşam disiplininizden izler görüyor musunuz?
Bir anne olarak, Günhan’ın başarılarında öğretmenlik geçmişimin önemli bir etkisi olduğuna inanıyorum. Öğretmenlik bana sadece bilgi aktarmayı değil; sabretmeyi, dinlemeyi ve doğru zamanda yönlendirmeyi öğretti. Onu kalıplara sokmaya değil, kendi potansiyelini fark etmesine yardımcı olmaya çalıştım.
Örneklersek, o yıllarda ben iki çocuğumun da verilen ödevlerini hiçbir zaman oturup yapmadım. İlgili kaynağa, kitaba yönlendirdim, kendilerinin araştırıp bulmalarını sağladım. Çoğu velilerin çocuklarının başlarında oturup ödev yaptırmaları, ödevlerini yapmaları son derece yanlıştır. Kendine güvensiz, kolaycı bireyler olmasına neden olurlar. Gerçi şimdi Chat GPT, DeepSeek gibi yapay zekâ şirketleri öğretmen ve velilerin yerine geçti neredeyse. Bu da yapay zekanın geleceği, fayda-zarar açısından üzerinde ayrıca konuşulacak derin bir konudur.
Başarıdan önce emeği, sonuçtan önce süreci önemsemesini istedim. Hata yaptığında eleştirmekten çok, neden-sonuç ilişkisini kurmasına destek oldum. Bunların izlerini de çocuklarımda, Günhan’da görebiliyorum. Çünkü hem anne hem öğretmen olarak en büyük hedefim, başarılı olmaktan önce sağlam bir karakter inşa edebilmekti.
İŞ AHLAKININ OMURGASI
Genç bir lider yetiştirirken özellikle iş ahlakı, sorumluluk ve insan yönetimi açısından altını çizdiğiniz temel değerler nelerdi?
- Vicdanına karşı sorumlu olmak,
- Düzenli ve verimli çalışmak,
- Sorumluluk almak,
- Yalan konuşmamak,
- İnsanları eşit ve adaletli yönetmek,
- Verdiği sözden dönmemek, yapamayacağı sözü vermemek,
- Yaşam boyu öğrenmek.
Bugün geldiği noktada şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim, oğlumun başarılarında benim payım, ona yolu çizmek değil; yolunu kendi adımlarıyla yürüyecek donanımı kazandırmak olmuştur.

Çeyrek asrı aşkın öğretmenlik deneyiminizden sonra Ulusoy Un’da Kalite Yönetim Sistemi (KYS) sürecinde aktif rol alıyorsunuz. Bir eğitimci gözüyle baktığınızda, sizce kalite, şirketlerde bir prosedür mü yoksa bir kültür mü?
Bana göre kalite yönetimi bir kültürdür. Kalite elbette prosedürlerle, talimatlarla başlar; ama asla orada bitmez. Prosedür; ne yapılacağını söyler. Kültür ise; neden ve nasıl yapılacağını yaşatır. Eğer kalite sadece dosyalarda, klasörlerde ve denetim günlerinde hatırlanıyorsa bu bir zorunluluktur. Ama kalite; çalışanın yaptığı işe anlam katıyorsa, hata yapıldığında “kim yaptı?” değil, “nasıl iyileştiririz?” sorusu soruluyorsa, temizlikten sevkiyata, hammaddeden müşteri şikâyetine kadar aynı hassasiyet hissediliyorsa, işte o zaman kültürdür. Bizim amacımız KYS’de bu kültürü yerleştirmektir. Tüm çalışanların farkındalıkla, sahiplenerek kalite kültürünü yaşam biçimi haline getirmeleridir. Kısaca; “Prosedürler kaliteyi anlatır, kültür ise kaliteyi yaşatır.”
“Unun izinde; tarladan değirmene, değirmenden hayata” sözünüz aslında bir yaşam felsefesine işaret ediyor. Bu felsefe hayatınıza nasıl yön verdi?
‘Unun izinde; tarladan değirmene, değirmenden hayata’ benim için bir ürün yolculuğundan çok, insan yolculuğunu, sürekliliği ve sorumluluğu anlatıyor. Bu felsefe bana tarladaki emekten başlayıp sofraya ulaşan her adımda kaliteye, emeğe ve insana saygı duymayı öğretti. Hayatta da işte de yaptığım her işin bir sonuca değil, bir etkiye hizmet etmesi gerektiğini bu felsefe belirledi. Hayattan korkmamayı öğretti. “Her sorunun bir çözümü vardır.” mottosu benim hayat felsefem oldu. Bu yüzden işimde aceleye, hayatta da yüzeyselliğe, iki yüzlülüğe yer vermem. Aynı titizliği ilişkilerimde, sözümde ve duruşumda göstermeye çalışırım.
KADININ KALİTEYE KATTIĞI FARK
Peki, “Kadınla güçlenen kalite, kadınla büyüyen gelecek” yaklaşımınız, sektöre nasıl yansıyor? Kadınların kalite yönetimine kattığı fark sizce nerede ortaya çıkıyor?
Bu yaklaşım, kaliteyi yalnızca teknik bir sistem olmaktan çıkarıp insan merkezli bir yapıya dönüştürüyor. Kadınlar kalite yönetimine detaycılığı, sürekliliği ve sezgisel risk algısını getiriyor. Kadının olduğu yerde kalite bir görev değil, doğal bir sorumluluk hâline geliyor.
Sorunları yalnızca tespit etmekle kalmayıp, kalıcı çözümler üretmeye odaklanıyorlar.
Sektörde bu fark özellikle hijyen hassasiyetinde, izlenebilirlik disiplininde, ekip içi iletişimde ve sürdürülebilir kalite anlayışında net biçimde ortaya çıkıyor. Çuvaldaki en küçük delik bile kaliteyi etkiler. Kadının farkı da çoğu zaman küçük ama kritik ayrıntılarda ortaya çıkar. İşte kadının kaliteye kattığı somut fark tam da buradadır: sorun olduktan sonra değil, olmadan önce görmesi. Bunun sonucunda muhtemel bir problem daha ortaya çıkmadan önlenir. Bu da geleceği büyüten en sağlam temeli oluşturuyor.

YENİ NESİL DEĞİRMENLERDE KADINLAR DAHA GÖRÜNÜR OLACAK
Değirmencilik sektörü geleneksel olarak erkek egemen bir alan. Bugün sektöre adım atmak isteyen genç kadınlara ne söylemek istersiniz? Sizce önümüzdeki yıllarda un sanayinde kadınların rolü nasıl şekillenecek?
Kesinlikle doğru; değirmencilik tarihsel olarak erkek egemen bir alan olmuş olabilir, ama bugün yetenek ve vizyon, cinsiyetten çok daha etkilidir. Sektör artık kas gücünden çok akıl, sistem ve kaliteyle ilerliyor. Bu dönüşüm kadınlar için ciddi bir fırsat yaratıyor. Öncelikle şunu vurgulamak isterim: Benim dört kız, bir erkek torunum var. Dolayısıyla doğal olarak kızlarımız değirmenciliğe adım atacaklar. Şimdilerde her çarşamba günü şirkete gelmeye başladılar. Umudumuz bu yönde, ancak elbette ki çocuklarımız yetişkin olduğunda kendi tercihlerini özgürce yapacaklardır.
Genç kadınlara da şunu söylemek isterim:
Kadınlar yalnızca kalite, laboratuvar, gıda güvenliği değil, operasyon, satın alma, ihracat ve üst yönetim rollerinde daha görünür olacak. “Sahada kadın olmaz.” algısı zayıflayacak.
Yeni nesil tesislerde otomasyon arttıkça, insansı robotlar devreye girdikçe, fiziksel güç değil akıl, sistem ve disiplin öne çıkacak. Aile şirketlerinin kurumsallaşmasında kadınların rolü artık tamamlayıcı değil, belirleyici olacak. Geleceğin değirmenleri daha sessiz çalışacak ama kadınların sesi daha çok duyulacak. Sektör sizi bekliyor, kendinize güvenin, kararlı olun, asla vazgeçmeyin!

SOSYAL SORUMLULUK: İŞİN VİCDANI
Sosyal sorumluluk ve sivil toplum çalışmalarınız, bu dönüşümün neresinde duruyor?
Ben, sosyal sorumluluğu işin dışında bir faaliyet değil, işin vicdanı olarak görüyorum.
Sivil toplum çalışmaları; sektördeki dönüşümün sahadaki karşılığıdır. Özellikle kadınların, gençlerin ve eğitimin desteklendiği her çalışma; kalite kültürünü fabrikanın dışına taşıyarak topluma yayıyor.
Bu alanlarda yer almak bana şunu gösterdi: Gerçek dönüşüm, yalnızca üretimi büyütmekle değil, insanı güçlendirmekle mümkün. Bugün un sanayinde kadınların daha görünür, daha söz sahibi olmasının zemini; tam da bu sosyal farkındalık ve gönüllülük çalışmalarıyla hazırlanıyor. Öğretmenlik hayatımda da çalıştığım okulda sosyal dayanışma faaliyetlerini sürdürürdüm. O nedenle yabancı olduğum bir konu değil. Şirket olarak sosyal sorumluluk alanında sürdürdüğümüz faaliyetleri takip ediyorum. Okul, cami, ayrıca birçok okula laboratuvarlar, bilgi işlem merkezleri yaptırdık, sivil toplum kuruluşlarına yaptığımız bağışlarla destek olduk. Ulusoy un bünyesinde 220 öğrenciye burs vermeye devam ediyoruz. Bu, çok önceden, eşimin gıda toptancılığı yaptığı dönemden bu yana devam eden, bir eğitimci olarak benim çok sevdiğim sosyal sorumluluk projesidir.
Benim kendi adıma üye olduğum dernekler var: Make-A-Wish (Bir Dilek Tut Derneği) Sen-De-Gel (Sosyal ve Ekonomik Alanda Nitelikli Değişim ve Gelişim Derneği) bu derneklerde de faaliyetlerimi devam ettiriyorum. Şirket olarak iklim koşullarının değişmesi konusunda TSRS (Türkiye Sürdürülebilir Raporlama Standartları) raporları yayınlıyoruz, sivil toplum kuruluşlarıyla sıfır atık proje çalışmaları yaparak farkındalık oluşturuyoruz.
SEKTÖRDE KADIN İSTİHDAMINDA DÖNÜŞÜMÜN ÖNÜNÜ AÇAN ADIMLAR
Öğretmenlikten sanayiye, aileden kurumsal yapıya uzanan bu uzun yolculukta, geriye dönüp baktığınızda “ben bu sektöre şunu kattım” dediğiniz en önemli değer nedir?
Öğretmenlikten gelen alışkanlıkla insanı merkeze aldım; prosedürleri uygulatan değil, nedenini anlatan bir yaklaşım benimsedim. İlk olarak kalite yönetim sistemi konusunda öncülük yaptım. Bu fikrime önceleri yöneticiler karşı çıkmıştı. Haliyle bir dolu doküman, prosedür, kayıt, çıktı vs. olarak düşünülüyordu. Tabi ki işin özü öyle değildi. İşte bu tercihim bizim kurumsal yapıya geçmemize öncülük etmiştir.
Üretimde kadın personel alınmasını sağladım. Un sektöründe üretimde kadın personel olmazdı. Kalite ve hijyen açısından gelişimi, kadının sezgisi ve dikkatiyle gerçekleştirdik. İlanlarda cinsiyet vurgusunu kaldırdık, daha çok erkeklerin yönetici olduğu sağlık, emniyet, çevre ve dış ticaret birimlerinin kadın yöneticilerle temsil edilmesini, ilk kadın değirmenci istihdamını sağladık. Bunlar erkek egemen un sektöründe önemli radikal katkılardır.
Bugün geriye dönüp baktığımda benim için en büyük kazanım; süreçlerin işlemesi ve devamında insanların kaliteyi sahiplenmesidir. Çünkü gerçek kalıcılık, sistemlerde değil insanlarda başlıyor.
Nevin Ulusoy with her late husband, Fahrettin Ulusoy. In the interview, she describes their partnership by saying, “He was passionate and proactive; I was the calm, guiding force. Together we balanced each other,” capturing a companionship and shared journey that spanned many years. Nevin Ulusoy, merhum eşi Fahrettin Ulusoy’la birlikte. Nevin Hanımı’ın “O, heyecanlı ve atak; bense sakin ve uyaran güç olarak birbirimizi dengeledik,” diyerek tarif ettiği bu birliktelik, uzun yıllara yayılan bir yol arkadaşlığını yansıtıyor.
Son olarak okurlarımıza, özellikle gençlere ve kadınlara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
- Gençler çalışın, evde oturmayın, bir yerden işe başlayın. Yeni nesil ‘ev genci’ olmayın. Size verimli çalışmayı öneririm. İnsan vardır üç gün çalışır, altı günlük iş yapar; insan vardır, altı gün çalışır üç günlük iş yapar.
- Zamanı verimli kullanın, bir dakika öncesini tekrar yaşayamazsınız.
- Doğruluktan ayrılmayın, zararını görseniz bile doğrunun peşinden gidin.
- Anneler, babalar! Çocuklarınıza savaş oyuncakları almayın. Çocuklarımız barış dolu bir dünyada savaşı bilmeden yetişsinler.
- Özellikle kadınlar, kendinize inanın. Önünüze engeller çıksa bile asla vazgeçmeyin. Kazanan siz olursunuz.
- Sorgulayın, öğrenin, etik olun.
- Geleceğin dili dijitalleşme ve yapay zekâyı kullanın, ama ona teslim olmayın.
- Değer üretin. Bulunduğunuz yeri sadece doldurmayın, daha iyi duruma getirin.
Bana sağladığınız bu röportaj içeriğinde duygu ve düşüncelerimi ifade ettiğimi umuyorum. Geleceğin değirmenlerinde, geleceğin iş dünyasında ve de gelecekteki yeni yaşam gezegenimiz Mars’ta kadınların imzası daha çok olacaktır. Gelecek nesille, kadın- erkek dünya vatandaşlarına yaşamlarında mutluluklar, başarılar diliyorum.