BLOG

EKMEK, MAKARNA VE BİSKÜVİ ÜRETİMİNDE ANADOLU BUĞDAYININ YERİ

28 Kasım 20199 dk okuma

“Buğdayın tarihçesinin, dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar eskiye gittiği Anadolu, aynı zamanda yabanıl buğday türlerinin genetik çeşitlilik merkezi konumunda. Ortadoğu, Batı Asya ve Akdeniz bölgelerine özgü 22 yabanıl buğday türünün 14’ü, günümüzde de Anadolu’daki varlığını sürdürüyor. Ülkemizin her köşesine yayılan bu türler hem buğdayın ıslahı, yayılışı ve evrimi ile ilgili bilimsel çalışmalara yol gösteriyor, hem de buğday kalitesinin artırılması amacıyla yapılan genetik iyileştirme çabalarına önemli katkı sağlıyor.”

Anadolu dendiğinde, hiç kuşkusuz ilk akla gelen tarım ürünü buğdaydır. Buğday, ekonomik öneminin yanında, Anadolu’nun toplumsal, kültürel ve arkeolojik bir değeridir. Şanlıurfa yakınlarında yer alan Göbekli Tepe’de bundan yaklaşık 11 bin yıl önce, avcı-toplayıcı insanların yerleşik düzene geçmeye doğru ilk adımlarını attıkları geçişin en önemli ipuçlarını barındırır. Genetik biliminin katkısı ile birçok varyasyonu bulunan buğday, buluntulara göre ilk olarak Göbekli Tepe civarında yetiştirilmiş. Buğdayın ana yurdu Göbekli Tepe kabul ediliyor.

Doğadaki yiyeceklere erişim bakımından Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan insanlar, başka yerlerdekine oranla çok daha şanslıydı. Bu bölge, başta buğday ve arpa olmak üzere, pek çok tahılın yabani atalarının merkeziydi. İnsanlar önceleri bu iki tahılı doğadan toplarken, zamanla onları ekip biçmeye başladılar. Bu da insanların yerleşik düzene geçip, çiftçiliğe başlamasına imkân sağladı. Günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce, yeryüzünde tarım yapan ilk insanların kurduğu köyler Güneydoğu Anadolu’da ve kuzey Mezopotamya’da görülmeye başladı.

Bundan sonraki 1500 yıl içinde buğday tarımı giderek Orta Anadolu’ya doğru yayıldı. Anadolu’nun neolitik döneme ait en eski yerleşimleri arasında yer alan Aşıklı Höyük (Aksaray), Can Hasan III (Karaman) ve Çatalhöyük’te (Konya-Çumra) yaşayan atalarımız, yabani buğday ve arpayı yetiştirmeye başlamışlardı. Yapılan kazılarda ele geçirilen buğday kalıntıları, bu bitkinin insanlar için vazgeçilmezliğini ortaya koyuyor.

Tarihi çok eskilere giden ve antik insanların beslenmesinde kilit rol oynayan buğdayın Anadolu’daki sosyal ve kültürel hayata etkileri de çok çeşitliydi. Binlerce yıl boyunca kaya resimlerine işlenen, kilim desenlerine, manilere, destanlara konu olan buğday, Anadolu folklorunun en önemli öğelerinden biri olarak öne çıktı. Gerçekten de hemen tüm uygarlıklar tarafından bereketin ve bolluğun sembolü kabul edilen buğday başağı, adeta kutsal bir figür olarak saygı gördü.

Buğdayın tarihçesinin, dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar eskiye gittiği Anadolu, aynı zamanda yabanıl buğday türlerinin genetik çeşitlilik merkezi konumunda. Ortadoğu, Batı Asya ve Akdeniz bölgelerine özgü 22 yabanıl buğday türünün 14’ü, günümüzde de Anadolu’daki varlığını sürdürüyor. Ülkemizin her köşesine yayılan bu türler hem buğdayın ıslahı, yayılışı ve evrimi ile ilgili bilimsel çalışmalara yol gösteriyor, hem de buğday kalitesinin artırılması amacıyla yapılan genetik iyileştirme çabalarına önemli katkı sağlıyor.

KAZILARDAN 3 BİN YILLIK BUĞDAY ÇIKTI Bundan iki ay önce Anadolu ve Buğday ilişkisini kanıtlayan yeni bir gelişme yaşandı. Bingöl’ün Solhan ilçesinde Norik Höyük 2 olarak adlandırılan bölgede yapılan kazı çalışmalarında hem Bizans dönemine hem de Urartu dönemine ait mimari yapılarda gün yüzüne çıkartılan çömleklerin içinde karbonize olmuş şekilde hububat kalıntıları bulundu. Bu hububat kalıntılarının formu buğday tanelerini andırıyor. En az 3 bin yıl öncesine ait çömlek Çömlek içinde bulunan hububatın Amerika ve Hacettepe’de incelemeye gönderileceği belirtildi.

Günümüzde de Türkiye’de tahıllar içinde en fazla ekim alanı buğdaya ayrılmıştır. Son yıllarda gıda güvenliği, insan sağlığı gibi konular ön plana çıkınca buğdayın önemi daha da artmıştır. Binlerce yıldır tüketilen ekmek, bugün de dünyanın hemen her yerinde son derece önemli bir gıda maddesidir. Ekmeğin bu derece önemli olmasının nedenleri; ulaşılmasının kolay ve ucuz olması, doyurucu özelliğe sahip olması, besin değerinin yüksek olması ve nötr bir tat aromaya sahip olmasıdır.

Unlu mamul denildiğinde, ya tüketime hazır ya da ön işlem uygulanmış ve sonradan ek bazı işlemlerle tüketilebilecek duruma gelebilen ve hububat unlarından elde edilen pişirilmiş ürünler anlaşılmaktadır. Kek, pasta, turta, tart, yufka, çeşitli yağlı, sütlü çörekler, börek, gofret, tuzlu ve katkı kurabiyeler, hazır pasta atlığı, peksimet, bisküvi ve benzeri ürünler bu gruba girerler.

Türkiye açısından dikkate alındığında gerek ekili arazi, üretim miktarı, ekonomik değer; gerekse toplumun beslenmesinde başta gelen ekmek, bisküvi, makarna, bulgur ve irmik gibi çeşitli ürünlerin temel hammaddesi olan buğday Rize dışında tüm illerde üretilmektedir. Türkiye bir buğday ülkesi olarak tanınır, gerçekten de tarımsal üretimin temel maddesi buğdaydır, tarımsal toprakların en büyük bölümünde buğday üretimi yapılır ve çiftçilerin en büyük bölümü buğday üretimi ile uğraşır. Ne var ki, Türkiye, bu özelliğine rağmen dünya buğday üretiminde istenilen yere yıllardır gelememiştir, bunun en önemli nedeni düşük verimliliktir.

BUĞDAYIN ÖNEMİ DAHA FAZLA ARTIYOR Günümüzde de buğday, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye içinde çok önemli bitkisel besin kaynaklarından biridir. Türkiye’de tahıllar içinde en fazla ekim alanı buğdaya ayrılmıştır. Türkiye buğday üretimi yönünden kendine yeterli olabilen ülkeler arasında yer alıyor. Ancak nüfusu her geçen yıl hızla arttığından üretilen buğday üretiminde de aynı oranda veya daha fazla bir artış sağlanması gerekmektedir. Türkiye’de buğday ekim alanları son 20 yılda hızla gerileyerek 1998 yılında 9,8 milyon hektardan 2019 yılına geldiğimizde yaklaşık yüzde 30 azalarak 6,9 milyon hektara düştü.

Ülke olarak en büyük şansımız ekim alanları azalmasına rağmen artan verimle aradaki farkı kapatmamız. Türkiye’nin yıllık 25 milyon ton buğdaya ihtiyacı var. Bizim, ülkemizde mülteci olarak barınanların ve turistlerin ihtiyacı olan 20 milyon ton. Türkiye yurt dışına un, makarna, irmik, bulgur ve unlu mamul olarak 5 milyon ton buğdayı da işleyerek ihracat yapıyor. Ancak artan girdi maliyetleri ve çiftçinin alternatif ürünlere yönelmesi sonucu buğday üretimi her yıl biraz daha azalıyor.

Uzmanlar alınacak tedbirlerle buğday üretiminin 20 milyon tondan 35-40 milyon tona çıkarılabileceğini söylüyor. Yıllık dekar başına 280 kilogram olan verimimizi, 500 kilograma çıkardığımız takdirde bile bu 35 milyon ton üretime tekabül ediyor. Bunu yapmak zor değil. Önemli olan hangi buğdayın ekileceğinin tespiti ve çiftçinin buna yönlendirilmesi, sonrasında çiftçiden iyi fiyatlarla bunun alınması.

ÜRETİMİ KATLAMANIN FORMÜLÜ İzmir Ticaret Borsası Hububat Mamulleri Toptan Ticaret Komitesi Başkanı Necati Polat, alınacak önlemlerle ilgili şu önerilerde bulunuyor: “İthalata bağlı olan gübre ve ilaç üretimi kesinlikle yerli olarak yapılmalı. Çiftçiye bu konuda destek verilmeli. Çünkü üretim maliyetleri arttığı için çiftçi yeterli gübre ve ilaç kullanmaktan kaçınıyor. Bu da tarladaki verimi düşürdüğü gibi, çiftçinin girdi maliyetlerini arttırıyor. Biz bunu yaptığımız zaman buğday çiftçi açısından çok daha cazip ve kazançlı hale gelecek.

Türkiye’de her yıl 4,5 milyon hektar arazi nadasa bırakılıyor. Ülkedeki toplam üretim alanının 18 milyon hektar olduğu varsayıldığında, toplam üretim alanının yüzde 25’ine denk geliyor. Nadasa bırakılan alanların tarıma kazandırılması ve her yıl ekilebilir hale gelmesi zorunludur. Bu konuda gerekli tedbirlerin alınması, gerekli yatırımların yapılması önemli. Buğdayda stratejik bir ülke olmamız açısından eksikliklerin giderilmesi lazım.

Gerekli tedbirler alınmazsa Türkiye ithalatçı bir ülke konumuna düşerek, buğdayda veya diğer tarım ürünlerinde dışarıya bağımlı bir hale gelir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hububat üretiminde tüketimi karşılama oranlarını inceledik. Buna göre Türkiye’de hububat ürünlerinde 2018 yılında üretimin tüketimi karşılama oranı yüzde 97,2. Bu rakam 2017 yılında yüzde 98’di. Türkiye hububat ürünlerinde kendi tüketiminin yüzde 97,2’sini genelde karşılıyordu. Bu seneki rakamlara bakınca, buğdayda daralma olduğunu görüyoruz. Türkiye buğdayda şu anda kendi kendine yetiyor ama ülke sınır değerlere ulaşmış durumda. Bundan sonraki kırmızıçizgi, o da bizim için tehlike. Türkiye’nin özellikle buğday ve mısır gibi ürünlerde dışarıya muhtaç olmaması gerekiyor. Bu nedenle gerekli tedbirlerin alınması çok önemlidir.”

EKMEKLİK VE MAKARNALIK İKİ YERLİ BUĞDAY ÇEŞİDİ Yerli buğday tohumu üretme çalışmaları kapsamında verimi ve proteini yüksek, hastalıklara dayanıklı biri ekmeklik, diğeri makarnalık iki yeni ürün üretildi. Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsünde yürütülen ıslah çalışmalarında hastalıklara dayanıklı, verimi fazla ve yüksek enerji değerlerine sahip iki yeni yerli buğday çeşidi tescil edildi. Elde edilen çeşitlere “Meltem” ve “Poyraz” isimleri verildi. Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Buğday Şube Şefi Riza Ünsal, 1963 yılında kurulan enstitüde yürütülen buğday ıslah çalışmalarında 15 ekmeklik buğday, 10 makarnalık buğday ve 1 de tritikale çeşidinin Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkezinde tescil ettirilerek üretime alındığını söyledi.

Buğday ıslah çalışmalarında, yüksek verimli, sanayici ve son tüketicinin isteklerini karşılayacak özelliklere sahip çeşit geliştirmeyi amaçladıklarını vurgulayan Ünsal, bunun için gen bankası ve uluslararası kuruluşlardan sağlanan materyaller ile yurt içindeki çeşitlerden melezleme yapıldığını kaydetti. Melezlemeyle verim ve hastalıklara dayanıklılık gibi istenilen özelliklerin yeni çeşide aktarıldığını ifade eden Ünsal, ıslah çalışmalarının başarılı sonuçlarına dikkati çekerek, “Türkiye’nin ortalama buğday verimi 1950’lilerde dekar başına 100 kilolardaydı. Son yıllarda 300 kilolara çıktı, bu da ıslah çalışmaları sonucunda oldu. Eğer mevcut üretim materyalleri olsaydı bu verim artışını sağlamak mümkün değildi” diye konuştu.

MELTEM VE POYRAZ Bu yıl iki yeni yerli buğday çeşidi tescil ettirdiklerini anımsatan Ünsal, şöyle devam etti: “Birisi ekmeklik buğday, adı Meltem. Ekmeklik kalitesi yüksek bir buğday. Sanayicinin istediği gibi enerji değerleri ve proteini yüksek. Meltem’in su kaldırma kapasitesi oldukça iyi. Protein değeri iyi. Ortalama verimi 800 kilolar civarında, iyi şartlarda bin kiloya çıkıyor. Boyu 100 santimetrelerde. Genelde uzun boylu buğdaylar yağışın çok olduğu yıllarda yatma gösteriyor, bu da verimi ve kaliteyi bozuyor. Pas hastalıklarına dayanıklı. İkincisi makarnalık buğday çeşidi, Poyraz. Makarnalık özellikleri açısından yüksek değerlere sahip. İrmik rengi bakımından makarnacıların, bulgur yapanların istediği özelliklere sahip. Pas hastalıklarına dayanıklı, proteini yüksek, ortalama verim potansiyeli iyi, 950 kilolara çıkıyor.”

İki çeşidin kısa sürede çiftçinin kullanımına sunulacağını aktaran Ünsal, başta Ege olmak üzere yazlık buğday ekilen tüm yörelerde değerlendirilebileceğini sözlerine ekledi.

       DOSYA İÇERİKLERİ       

  • Ekmeklik ve makarnalık buğday ekimi daha karlı Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürü Ahmet Güldal, “Bu sene, önümüzdeki sene ve daha sonraki seneler buğday için daha avantajlı olacaktır. Üreticilerimiz özellikle, ekmeklik ve makarnalık buğday ekimine önem verirse daha karlı bir yatırım yapmış olacaklardır” dedi. [button color="red" size="small" link="http://www.magazinebbm.com/ekmeklik-ve-makarnalik-bugday-ekimi-daha-karli/.html" icon="" target="true"]Devamını Oku »[/button]
  • Durum buğdayında kendi kendine yeten bir ülke olabiliriz ‘Türk Tarımında Sürdürülebilirlik Sorunları ve Çözümleri’ panelinde hayata geçirdikleri sözleşmeli ve sürdürülebilir tarım projelerinin detaylarını paylaşan Barilla Gıda Genel Müdürü Piero Mirra, durum buğdayı olmadan makarnadan söz edilemeyeceğini söyledi. Türkiye’nin yaklaşık 4,5 milyon ton olan yıllık durum buğdayı ihtiyacına karşın, bu yıl rekoltenin 2,5 milyon ton civarında gerçekleşmesinin beklendiğine dikkat çeken Mirra, “Bu çok ciddi bir ithalatı gerektirecek. Türkiye gibi buğday ve makarna üretiminde dünyanın en önemli ülkelerinden birisi için bu tablo çok düşündürücü. Doğru yöntemleri kurumlar arası iş birliği ile uygulayarak Türkiye’yi tekrar kendine yeten bir ülke konumuna ulaştırabiliriz” dedi. [button color="red" size="small" link="http://www.magazinebbm.com/durum-bugdayinda-kendi-kendine-yeten-bir-ulke-olabiliriz/.html" icon="" target="true"]Devamını Oku »[/button]
  • Belçikalı La Lorraine Anadolu unu kullanıyor Burak Deniz, La Lorraine Türkiye Genel Müdürü Belçikalı unlu mamüller markası La Lorraine, Türkiye’deki yatırımlarına devam ediyor. 5 yıl önce Türkiye pazarına, 2016 yılında Manisa’da hayata geçirdiği 58.000 m²’lik fabrikasındaki günlük 80 ton üretim kapasitesiyle ürettiği ekmek, kruvasan ve çörekleri sunan şirket, geleneksel Türk hamur işlerini de dünyaya ihraç etmeye başladı. [button color="red" size="small" link="http://www.magazinebbm.com/belcikali-la-lorraine-anadolu-unu-kullaniyor/.html" icon="" target="true"]Devamını Oku »[/button]
Dosya Kategorisindeki Yazılar
28 Mayıs 20188 dk okuma

Fırıncılıkta enerji tasarrufu için önlemler

Fırınlar sürdürülebilir tasarım özellikleri ile enerji tasarrufu sağlayabilir: Üretim tesislerinizd...

04 Mart 20227 dk okuma

Doğal yöntemlerle daha uzun süre ekmeğin tazeliğini ve lezzetini koruma

17 Mart 20205 dk okuma

FRITSCH ile unlu mamullerdeki çözüm yelpazemizi daha da genişlettik

MULTIVAC Türkiye Genel Müdürü Ali Suat Öz, 26-29 Mart tarihleri arasında İstanbul'da düzenlenecek o...